21 Mart 2012 Çarşamba

HALLAC- I MANSUR ÖGRETISI VE KARMATİLER-1

HALLAC- I MANSUR ÖGRETISI VE KARMATİLER-1

Hallac’in yasadigi Abbasi döneminde Bagdat yönetimini elinde bulunduran bagnaz Islam halifesi Muktedir ortaligi kasip kavururken sarayinda akil almaz derecede lüks yasam sürmekteydi ; binlerce kadin cariye , taze oglanlar hizmetindeydi , üstelik, Bizans kökenli sevgilisi icin ücyüz bin Dinarlik taki hediye ederek takiyor ve görenlerin gözlerini kamastiriyordu bu saray ihtisami .Diger yandan halk sefalet icinde kivranirken rüsvet ayyuka cikiyor insanlar saraya karsi icerleniyordu.Karabosa , tefecilik, soygunlar siradan hale gelen normal yasam bicimini almisti. Daha dogrusu sistem ömrünü doldurmus yikilacagi günlerini bekliyor, halk ise adaletli bir düzenin gelmesini özlüyordu . Tam bu arada sufi önderi Cüneyd’de de ters düsen devrimci bir Sufi olan Hallac düzene kafa tutuyordu .


Hallac , islam tarihinin en büyük Israfil suru sayiliyor ve kiyametler kopariyor etkileri onbir asirdir islam dünyasina yayiliyor isyanlar bas gösteriyordu.

Bu isyanlarin en büyügü basini zenci liderin cektigi el – Cezire ve Basra havalesinde köle olan Afrika kökenlilerin baslattigi Sahibuzzenc adi gecen Ali b. Muhammed isyanidir ( h. 255 miladi 869 ).


Rey kentinde dogan Sahibuzzenc Ali b. Muhammed ez- zenc (270 / 883) idam edilir . Bu zenci lider kararli korkusuz ve acimasiz kati yürekli, gözünü budaktan esirgemeyen mükemmel bir eylem adamiydi . Tedhisci olmasi, kan dökmesini sevmesi, onun savasci olmasini seckin hale getiriyor isyana önder yapiyordu. Birazda Ismaili gelenegini bizlere hatirlatmaktadir. H. 249 da Bahrey’ne gidip daha bir süre sonra Irak’a dönerek h. 255 de isyanin basina gecmistir.


Ehlibeyit soyundan geldigini söylemesi tipik bir halki etkileme kurnazligini secen bu sahis, onu halkla bütünlestirmis kutsal insan haline getirmistir. Bu soydan gelme inanc gelenegi, bölge halklarinin tarihinde az rastlanilmis bir olay degildir ki , kendisinin Afrika kökenli olmasini bir kenara atmazsak. Ehlibeyitlerin zulme tabi görülmesi, kellelerinin havada ucusmasi ve siriklara takilip ibreti alem diye sokaklarda dolastirilmasi , bölgede kini artirarak devrimci isyanin mayasini olusturmaktaydi. Iktidarin Islami temsil etmesi karsisinda böylesi bir muhalefet taktigi kacinilmaz olmustu.


Sahibuzzenc , köleleri calistiklari tarlalari isgale sevkederek mülk sahiplenme büyüsüyle ezilmisliklerin kurtararak köle ruhundan özgür insan rununa gecmesini sagliyordu. O zaman da bu duygu ulvi nimetinden daha cok cazibeli bir maddi kazanimdi, insanlara hayranlik kazandiriyordu. Basra havalisinde muhtare adini verdigi bu yerler artik günümüz dilinde kurtarilmis bölgelerdi.


Zenci Bedevi ve Sii gruplarinin önemli kesimini birlestirerek arkasina önemli bir kitle alan Sahibuzzenc , Abbasi iktidarina

karsi direnisin birinci yilinda Übüleyi düsürerek eline gecirdi. Zafer kazanmanin hizina hiz katan ikinci kent Ahvaz digerini izledi.Ikinci yil Basra’yi yagmalayan asiler Vasit’i

da ele gecirince Abadan kenti kendiliginden teslim olur. Alti ay savasin sürdügü iki grup sonrasi düsman komandani Ca’ lan Sahip idam edildi. Ikinci komutan olan Türk asilli

Ebu Hilal ve dört bin kisilik ordusu bozguna ugrayarak digerinin kaderini paylasti. Artik sans ve basari Isyanci Sahip in pesini birakmayip talih onun yüzünü güldürüyordu.

Zenciler h. 265 te Numaniye’yi ve arkasindan Ramehürmüz Kürtlerin denetiminden alarak Merkez karargah Muhtare’nin gücünü pekistirdi. Ne varki bu yerel savas taktiklerinin sonu düsman ordusunun düzenli birlikleri tarafindan mercek altina alinmisti. Halife Mutemid kardesi olan el-Muvaffak komutan olarak birliklerin basina görevlendirildi . Kesin bastirilmasi gereken talimati alan bu komutan asi isyancilarin üzerine olanca gücüyle yürüdü ve Sahibuzzzenc 270 / 883 te le gecirerek idam edip Bagdat sokaklarinda cesedini dolastirdi ibret – i alem diye. Zenciler, yenilgi sonunda bile direncleri kirilmamisti ve ölüm kalim savasi sonucu, bütün hiziyle ikinci perdeye birakti. H.282 yilina kadar süren ikinci dönem birinci dönemi kadar yipratici olmadigini iddia eder Tabari.(1)


* 1 - Tarih 9/410 – 667 ibnül – Esir el- kamil f-it –tarih 7/205 -413 Mes’ udi 4/194 - 209

HALLAC VE ISYAN
Zenci isyaninin (h. 255 ) de basladigini yukarida yazmistik , bu tarihlerde Hallac henüz 11 yaslarda oldugu biliniyor. Bundan h. 260 yilinda zamanin ünlü sufisi olan Sehl b. Abdullah et –Tüsteri (ölm.283/896) den ders alan Hallac, iki yil kadar egitimi devam ettirmis.Daha sonra Basra’ya geldiginde Amr b.Osman el-Mekki ( 297/909)nin yaninda ders almaya devam ediyordu. Bu tarihler zenci isyanlarinin zirveye ciktigi dönemlerdir. Abbasi Sultan’inin yaptigi ve onlarin hukukunun ruhani dünyayla hic bir iliskisinin olmadigini gören Hallac’i bir bilgi derinligi sarmis olmali ve de mayalanma dönemidir . Onun düsüncelerinin Sii’likle hic bir baglantisi olmamasina ragmen Sii’ler ona büyük bir destek vermistir. Buradaki destek Sii’lerin gördükleri zulmun kahredici acilarindan dolayidir , yoksa Sii’lerin etksi ne olabiliridi ki ? Kaldi ki bu yüce saygin bilgi adaminin hic bir ögretisinde gecmiyor , gecmedigi gibi Sii imami liderlerden bekledigi ilgiyi görmedigide iddia konusudur. Sadece Sii emekci kesiminin bir kismi destek vermis ve Hallac’ da bu destegi arkasina almistir, ama , Karmati ve Fatimi destegi yüzde yüzdür.

KARAMATI - HALLAC SENTEZI
Karmati ögretisinin idolojik sekillenmesi tamamiyle kabuk icinde gizli bir özdür, bu gize Alevilikte SIR denmektedir. SIR, korunma amaciyla bilimsel felsefi cekirdekleri dini termonlojik kelimeler kavramiyla kabuk seklinde örtmekten baska bir sey degildir. Tarihsel tecrübeler bu taktiksel prensibi dogrulmis ve günümüze kadar getirmislerdir. Islam kaynaklari Karamatilige akil almaz sekilde yalan söyleyerek carpitip saldirmislardir . Bu saldiri “ firak – i dalle “ (sapik gruplar ) söylemi her ne kadar asagilama amaci ile söylenmisse de onun felsefi mirasina da hirsizlik yaparak caktirmadan sahip cikarak ögretilerinden yararlanmislardir. Ibn Arabi I.S. (1165/ 1240) bunlardan sadece birisidir. Kendisi Endülüs uygarligi dönemi Ispanyanin Mursie sehrinde dogmus ve Sam’da ölmüstür. Onlarin beyanlarini ve haksiz yargilarini özetle anlatip yargiliyacagiz. Islamin önemli simalarindan diger birisi ise, Gazali (ölm.557/111).

Prof. Yasar Nuri Öztürk’e göre, Karmatiler, “baldiri ciplak taifesi “ degil, tam aksine ; erdem, ahlak , ve fikir üreten bilginler adamlardir.(2)

Taberi ( ölm. 310/922) ise daha farkli bir yaklasimla Karmatiligi Islam’in bir ekolu olarak yorumlar .(3)

Karmatiler adini karmati kurucu olan Hamdan b. Es’as el Karmat isimli önderden almistir.Ögretilerini “Ihvanussafa Risalaleri “( Resailu Ihvani’s Safa ) adli eserde bütünlestirmislerdir. Karmati muhalefet hareketinin Zenc isyaniyla dogrudan bir baglantisinin kaniti olarak Küfe’deki Sahibuzzenc ile Karmat görüsmesi tarihe Taberi tarafindan not düsülmüstür.(4)

Karmati ögretisinin derinligi ve örgütlenme ilkelerinin gizliligi öylesine kati ve displinliydiki onun tarihini yazanlarin ve okuyucularin akillarina durgunluk vermekteydi. Bu gizlilik örgüt gelenegi Babai ve Simavnali ve daha sonra Massonluk gibi örgütlerde ve Alamut kalesi direnis örgütü lideri .Hasan Sabah örgütünde de etkisini göstermistir.

Karmatilkte ve Alevilikte ki ve Ismaili’likteki Ali soyundan gelme olayinin gercek nedeni Islam devlet egemenligini yikmak icin kitlelelerin etkisi altinda kaldigi Islam nüfuzuna hitap ederek halife dögüsünü taktiksel olarak kiskirtmak ve kendi lehine kullanmak , bu taktik oldukca zeki ve zekice oldugu kadar da onlara agir darbe vurdugu su götürmez gercektir.

Karmatiler’de Ali soyundan gelmenin sadece arac oldugunu ve tarifinide de söyle yapmaktadirlar; Karmati ögretisine göre I mamet , cesedi bir intikal degildir , imamet bir tefhiz( ruhsal – düsünsel idolojik sekillenme) olayidir ki her soydan her bir cografyadaki insana tekabül edebilir. Bu düsünce Alevilik ögretisinde gecen “ Belimden düsen degil yolumdan giden bendendir “ söylemiyle örtüsmektedir. Soy degil huy’ dur buradaki vurgu . Insanin elbetteki huy denen karekterine sekil veren düsünce, aklin; duygular üzerindeki taahakümsel fenomenidir.

Karmatilerde ki ögreti insani olan militanlara veril isim ise Dai’ liktir . Yasadigimiz tarihleri inceledegimizde Filo- sofi, sofi ( sufi ) ve Teo-sofi kavramlarini ve iceriklerini anlamakta güclük cekmeyiz. Bugünkü cagda teorisyen anlamina gelir ayni zamanda Pir olarak kendi misyonunu izhar eder .

Karmati idolojik dünyasini batini – zahiri kavramlari bilgi derinligi acisindan o dönemde fevkalede önem arz eder. Batinilik , insanin kendi ic dünya görüsünü, ayni zamanda ruhani dünyasini kendi ögretileri temelinde kavramlastirir .Zahirilik ise insanin yasaminda cemali zuhur halidir. Ibn Arabi bu konuyu celali - cemal i olarak aciklar ve kurnazca Karmati ögretilerini Ibn Sina’ nin Yunan ögretilerini kendi düsüncesiymis gösterdigi gibi, o da kendisinin ki oldugunu ilan eder.

Karmatilik tümüyle Yunan felsefesi olup kendisine Islam dini motivasyonu sekline büründürmüstür. Bunun diyalektik bakis acisi oldugunu düsünerek o günkü ruhani dünyanin kendi toplumlarina Maya – hamur seklinde teorinin politiklesmis bicimini verdigini görürüz.

Bu tarihlerde kendi icersinde zamanla idolojik ayrismalarinida yakinda izleyen tarihciler Gulat-i Sia’yi ( asiri Sia ) sapma olarak elestirdiklerini söylerler.

Karmatiligin idologu olarak ibrelerin bir kisiyi göstermedigini dogruluyan tarihciler bu iddia’nin kaniti olarakda Hamdan el-Karmat, Hüseyin el- Ahvazi, Meymun el- Kaddah isimlerinin bile saibeli olduklarina vurgu yaparlar.Bu isimlerin gercek olup olmadigi tartismalidir,diye eklerler.


Peki neden böylesi bir belirsizlik mevcuttur ? Karmati örgütlenmesi o kadar gizli esaslari vardiki cogu zaman bile icine girenler Dai’ inin kim oldugunu bilmek ve anlamakta güclük cekiyordu. Bu sadece ilagelitenin desifre olmamasinin önüne gecilmesini önlemek amaciyla disiplin kuraliydi.Bu önlem Ihvan Risalaler adli ana ögreti icinde gecerli olup “ tarihin bilinmezleri “ diye gizlilige erisilmesin diye mistik bir havaya soktuklari olgusu bilincimize capmaktadir.

Örgütlenmenin, istihbaratin gizlilik esaslari akillara durgunluk verecek derecede müthis olduguyla yetincegiz . Dailer ( davetciler, Karmat mübelligler) halk arasinda sadece kod isimleriydi. Haberlesmelerin Cifir ( sifre) halinde özel numaralanmis harflerle vasitalandirildigini günümüzde ki haliyle parola – sifre sistemi olarak varligini devam ettirmektedir. Kaynaklarin belgesi olarak sunulan lider Abdullah b. Meymun el- Kaddaf’ ta mevcut görüldügünü söyler .


Gizlilik esalari; bilgideki derinlik , sözdeki dogruluk, sahisyetteki agirlik , insanda ki aselet vasiflari , halk kitlelelerini etkileyerek hayranlik verirken ; askeri disiplin, gözü peklik gözünü kirpmadan ates icerisine atan ve onun üzerinde yürüyen Hasan Sabah’in fedailerini hatirlatan cüretlli cikislar bir diyardan diyara yayilmakta olup düsmani dehsete düsürüyordu. Abbasi halifesi Me’mun bu esen kasirganin gücünü fark ettikce saklanacak delik ariyor ve saray istihbarat seflerini toparlayip bu belanin estigi noktayi kesfetmek istiyordu. Artik kaleler bir biri ardina düstükce halife deliye dönüyordu ve bir kivilcim parladi aniden canavar halifenin kafasinda onlari kandirmak kurnazligi yer eder , Hasan b. MusaTirmizi adli bir Karmati taraftarini saraya davet eder kendisinden sonra Hilafete gecmesi icin Ehli –beyitten bir uygun bir zat önermesini ister. Halife, ufkunun genislemesi icin bazi Kuran ayetlerinin sembolik anlamlarini cözmesi icin Hasan b. Musa’ dan bir ricada bulundu. Hasan bu konunun ehli olan dai’nin bilecegini kendisinin bu bilgiye kadir olmadigini izah ederek Halifenin merakini giderir. Halife ise, and icerek kendisini Imam’in( dai ) bilgisinin kollarina atacagini kendisinde sonra saraya Halife icin onu atayacagini söz verir görünür. Hasan b. Musa gaza gelerek halifeye inanir ve bu önemli haberi Imam’a iltecegini anlatacagini söz vererek büyük bir sevincle Saray’dan ayrilir ve yola cikar . Hasan b. Musa ,uygun zamanda Karmatilerin lideri olan Imama halifeyle arasinda gecen bu görüsmeyi anlatir . Imam’in bu haber üzerine yüzünü alayci sekilde bir gülümseme alir ve Hasan’a derki : “ oglum sen gayesine ulasmak icin her türlü yola bas vuran bir canavar zalime nasil inanirsin , bu oyunlar daha önce bize karsi defalarca oynandi , git sen tekrar gizli imami bulamadigini ve basarsiz oldugu söyle “

Hasan, görüsünde israr eder Halifenin dogru sözlerine kanaat getirdigine vurgu yapar. Imam, Hasan’in böylesi bir aldatici bir tezgaha inanmasi karsisinda ki safliga karsi su öneriyi sundu : „ Peki oglum, madem ki inaniyorsun Halifenin söylediklerine git ona de ki aradiginiz gizli imam benim . Eger dogruluguna getirdigin söze sadiksa seni saygiyla karsilayip Halifelige aday gösterecektir. Ondan sonrasini düsünürüz „ .

Hasan , Saray’a varir varmaz Halife bekledigi bilgi geldi diye sevincle Hasani kucaklayip yanina oturttu. Hasan , Halife’den sözlerine sadik kalabilmesi icin yeniden yemin etmesini istedi güvence olarak, gizli imam’in kendisi oldugunu söylemesi karsisinda Halifenin sevincle isiyan yüzünün yerini korkunc bir gergin tuhaf bir hal aldigini gören Hasan nihayet gercegi sezdi.

Halife Me’mun derhal cellatlari cagirip Hasan’in idamini istedi.Bunun üzerine Hasan: „ Allah benim imamimdan razi olsun. Seni nasil da tanimis ! Sükürler olsun ki ,sana güvenim , o büyük imamin adini ve yerini sana bildirmeme sebab olmadi. “(5)

Me’mun, aldatildigini anladi. Ve Hasan el Tirmizi, safligin cezasini basiyla ödedi.(6)

Karmatilerin, ilk merkezi 278/890 daki Vasit’ tir. Burada Darül-Hicre adiyla Karmatilerin ilk karargahi olusturulur.Bu merkezden saga sola propuganda militanlari olan Dai’ ler gönderilirdi, ayni zamanda yönetilen isyanlarin anaakargahi durumundaydi.


Ikinci önemli merkezlerden olan Bahreyn ve Halic bölgesinde olusturulmus ve komutanligina Ebu Said el-Cennabi(ölm.301/913) getirilmistir. Bu komutan ayni zamanda Imam olmasinin yaninda askeri yeteneklerinin kati kurallarina son derece bagliydi, bagli oldugu kadar acimasizligiyla tarihe öenmli bir not düsmüstür.

(2) Y. Nuri Öztürk Hallac-i Mansur ve eseri Yeni boyut yayinlari sayfa 32
(3) Tarih, 10/25
(4) Tarih Taberi 10/27
(5) Y.Nuri Öztürk Hallac-i Mansur ve eseri Yeni boyut yayinlari sayfa 37
(6) Galip 208- 211

Mesleginin becerisi olan savas taktiklerinin yaninda düsman cephesinin komutani olan Abbas b.Amir Ganevi emrindeki askerleri tümüyle esir alip yaktigi söylenir. Ayrica Hac kafilelerini baskin sadirilari düzenleyerek kilictan gecirdigini de eklersek Abbasi Halifesinin yönetimindeki topraklara büyük bir korku salan düsman kamplarini yerle bir eden Kizil Kasirga söylemini hak etmis olur. Bununla birlikte Cennabi sonrasi yerine ogul, Ebu Tahir Süleyman el- Cennabi gecer.

Tay anasini gecer misaliyle babasini arattirmayan ogul Cennabi tam anlamiyla kiyamet adini hak ettigini isbetliy söylememiz gerekir. Hilafet makamina ecel terleri döktüren bu komutanin üstüne gönderilen iki ordu da bozguna ugratilir.Birincisine Abdullah b.Hamdan komuta ederken, ikincisine ise Yusuf b. Sac , komuta ediyordu. Yusuf b. Sac, baslangicta biraz direnmisse de sonunda o da ayni hezimete ugramaktan kurtulamamistir..(6)

Ebu Tahir, Kabe baskini olayi ile Karmati tarihinde es görülmemis bir ilerici eylem yapip Hacerülesved’i yerinden sökerek alaci sekilde Ahsa’ya götürmüstür. 317/930 yilinda Kabe’de toplanan Hacilari toplayip kilictan gecirdikten sonra Kabenin örtüsünü yirtar Zemzem suyu kuyusunu tahrip eder ve Hacerülesved’i yerinden söker.(7)

Bu ünlü eylem hakkinda türlü tülü sayeler ve yorumlar yapilmissa da Ebu Tahir yaptigi eylemin dogrulugunu savunarak eylemin arkasinda durmus Halife Muktedir Billah’a su mektubu göndermis: “ Eger bu ``Allah``’in evi (Beytullah ) dediginiz yer, gercektende öyle olsaydi hic kuskusuz simdi gökten üstümüze ates yagacakti. Ama durum hicde öyle degil. Biz o Kabe’de araliksiz cahiliyye hacci yapmaktayiz.Gercek su ki Arsin Rabbi olan Allah ne ev edinir ne de siginak”

Halife Ömer’e göre; ise Hacerülesved’in hikayesi söyledir: “Allah’a yemin olsunki , ey tas, sen sadece bir tassin. Ne zarar verebilirisin , ne de yarar saglayabilirsin.Ama Allah Resulü’nün seni öptügünü gördügüm icin sana dokunamiyorum.”

Burada da anlasilacagi gibi Aleviler ezelinden berri dogmalara karsi cikmis, onlarin Tanri anlayisini yermis ve onlari cileden cikararak alay etmislerdir. Bütün Alevi sairlerinin suurla yazdigi siirler ortadadir. Asagida ki siir sadece biri örnegi teskil etmektedir.

Yücelerden yüce gördüm
Erhapsin sen yüce Tanri
Alem okur kelam ile
Sen okursun hece Tanri

Er atasiyla anilir
Filan oglu falan diye
Anan yoktur baban yoktur
Sen benzersin pice Tanri

Kildan köprü yaptirmissin
Gelsin kulum gecsin diye
Hele biz söyle duralim
Yigit isen sen gec e Tanri

Garip kulunu yaratmissin
Derdi mihnete katmissin
Onu aleme atmissin
Sen cikmisin uca Tanri

Kaygusuz Abdal yaradan
Gel ice gör su curadan
Kaldir artik perdeyi aradan
Gezelim bilece Tanri

Tarihci Arnold Toynbee Tabiata tapinmanin suuralti ve kitle psikolojisini su ifadlerle aciklar : „ Dinlerden , baska bir deyisle insanin suuraltindan tabiata tapma egilimi asla sökülüp atilamamistir. Büyük dinler bile belirgin emirleri icine tabiata ibadeti (worship of nature) koymuslardir. Hacerülesved, hatta Kabe bunun örneklerinden biridir.(8-
Karmatiler yazdiklari tarihin baslangicinda kentlesme ve yerlesim bölgelerine büyük bir önem vermislerdir. Liderlerinden Ebu Hatim el-Burani ve Ebul Fevariz Basranin güneyi ve Katif civari yerlesim merkezini ücüncüsünü olusturmaktaydi. Bir baska yerlesim merkezi olan Suriyede Selemiyye’dir, burasi oldukca Karmatiler icin araziye uygun olmakla birlikte manevra alanlarini rahatlaigi acisindanda önem arz etmekteydi. Tarihciler bu sehirlesme merkezlerin mimari olarak Abdullah el–Mubarek adli lider kadrosunu izah ederler . Abdullah el–Mubarek’in kesfinden sonra Ahvazda bulunan Imam Abdullah b.Muhammed’e bir ilmuhaber yazarak Selemiyye’yu uygun yer olarak belirleyip , tüccar kiliginda oraya giderek yerlesti ve arkasindan, oglu Ahmed ve diger kurmaylardan Abdullah b. Meymun, Abdullah b. Said , Abdullah b. Hamdan izledi.

Merkezi yerlesim yeri olmakla birlikte karargahlarinida artik yayma göstergesiydi bu planlar. Ünlü teorisyenler rahatlikla calisabilecekleri bu merkezlerin bir olan Selemiyyede önemli bir toplandi düzenlediler. Dördü kadin olmak üzere sekis kisiden olusan kisler sunlardi : Hüseyin b. Zikarveyh, Said b.el-Cennabi, Isa b.Musa, Haris b.Mesud, bu heyetin erkekleridir. Ridvan kizi Ulya, Dindan kizi Sa’da, Zikraveyh kizi Rukkiyye , Cennabi’nin kizi Leyla ise kadinlari olusturuyordu.(9)

Burada da Islam inacinda kadinin yeri olmamasina ragmen Karmatilikte görüldügü gibi aksi bir bakis acisi ve pratik gözleniyor. Demek ki, kadinin toplumdaki yeri hic de birilerinin iddia ettigi gibi yeryüzündeki cehennem degildir.Kaldi ki bu bölgelerde diger dinlerin mesuplari olarak halk gruplari da vardir ama bunlarda söz edilmemekte. Bugün bile Süryani, Yahudi ler halen varliklarini su veya bu sekilde sürdürmekte olup Asurilerin ekseriyeti göze carpmaktadir.

Selemiyye kentini Kahire izledi. Kahire’nin kurucusu Ubeydullah b. el-Mehdi’nin torunu olan el-Muizz li Dinillah ( ölm.365/975 ) dir. Ayni zamanda Ezher universitesinin kurucusudur. Dedesi Ubeydullah ise Fatimi devletinin kurucusudur.

Karmati kadrosu bir yandan vurucu timler örgütlerken ayni zamada dahiler olan birinci derecede bilgi adamlariydi bu örgüt kadrosu . Cöl’ün kavurucu sicaginda sosyal adalet icin verilen kavgada, hayli büyük bir kitle destegine sahip olan bu insanlar örgütlerini artik devletlestirerek herkesin calisip üretime katilmasiyla tipik bir klasik Sosyalist sistemin yaraticisi ve uygulayicisiydilar . Idolojilerinin kökleri Yunan felsefesine dayanmakta olup Islami da ince bir cilayla rütis yaptiklari göze carpmakta. Bu politika sanati toplumun icinde bulundugu sartlar ve diger yandan yilarca hükmünü sürdüren Yunan kültürünün etkilerinden kaynaklaniyordu.

Mazdek, Babek Ve Hürremizm

Mazdek geliştirdiği felsefik anlayış ile Zerdüşt rahipleri ile Sasani aristokratlarının ortaklığıyla oluşan erkek egemenlikçi devletçi sisteme karşı eşitlikçi, ortakçı ve özgürlükçü bir düzeni savunmuştur.


“Mazdek, Hürrem ve Babek gibi ünlü komünalistler tarafından sergilenen isyan ve direnişler, alan ve karakter unsurları nedeniyle Zerdüştizmin son temsili olabilir. Her üçü de hem İran-Sasani çürümüş monarşizmine hem de sefahat içindeki Abbasî sultanlarına karşı direnişleriyle kahramanlık simgesi oldular.”
Ortadoğu’nun kadim tarihi merkezi uygarlıkların baskılarına karşı etnisite ve din temelli direnişlerle şekillenmiştir. Günümüz insanlığının en çok borçlu olduğu komünal değerler bu direnişlerde yaşatılmıştır. İbrani kabilelerinin direnişi, İbrahimi dinlerin çıkışı, Zerdüştilik, Karmatilik, Haricilik, Alevilik ve daha yüzlerce aşiretsel, kavimsel, mezhepsel, felsefik hareketler baskı ve zulüm karşısında özgürlük hareketleri olarak çıkış yapmışlardır.
Bu görkemli direniş tarihinin Nemrutlar karşısındaki adı Hz. İbrahim, firavunlar karşısındaki adı Hz. Musa olmuştur. Sonrasında Doğu-Batı hattında Buda, Konfüçyüs, Zerdüşt, Sokrates şahsında iradi ve ahlaki yükselişi görmekteyiz. Ardından gericileşen Yahudilik karşısında gizli tarikatların en etkilisi Esseniler Hareketi’nin etkilemesiyle yoksulların kurtuluş umudu olma yolunda Hz. İsa tarih sahnesine çıkar. Bu tarihsel akış Mani dönemine gelindiğinde Esseniler (doğal olarak da İsacılık), Buda ve Zerdüşt düşüncelerinin bir karması halini alır. Bu gelişme seyri, aynı zamanda dini-kültürel etkilenmelerin düzeyini ortaya çıkarır ki, bu da hiçbir hareketin tek başına, saf olarak düşünülmemesi gerektiğini açıklar.
Zerdüştilik İran-Sasani imparatorluğunun resmi dini haline getirilip iktidarın aracı olma derekesine düşürülünce, buna karşı tarihten günümüze kadar gelişen isyanların sebebi olan reform hareketleri baş göstermiştir. İşte bu temelde Mezopotamya topraklarının tarihsel sıralama olarak Zerdüştilik ve Hıristiyanlıktan sonraki ilk büyük dini-felsefik-mezhepsel çıkışlar dönemi Mani ve Mazdek ile başlamış, İslamiyet döneminde ise Babek ve Hallac-ı Mansurlarla devam etmiştir.
Mazdek isyanı tarihin tanık olduğu büyük bir komünalist hareket olarak önemli bir yere sahiptir. Ondan önce komünalist fikirlerle direnen hareketler olsa da hep gizli ve küçük guruplar halinde kalmışlardır. Açık ve yaygın etkisinden ve esasen de savunduğu tam eşitlikçi-ortakçı fikirlerden dolayı Mazdek hareketi ilk komünist hareket olarak anılır. Ancak dinde reformu öngörürken devlet yapısı içerisinde yer almasıyla geleneksel devletçi sistemin tümüyle dışında bir anlayış geliştirmediğini de eklemek gerekir. Bu durum Ortadoğu’daki direnişlerin genel handikabını oluşturmuştur. Esasen Mazdek’i en eski yaman komüncüler arasında saymak gerekir. İran-Sasani toprakları Mazdek’ten önce Mani’nin reform girişimine sahne olmuştur. Her iki hareket de katliamla bastırılmış olsa da kendilerinden sonraki tarihi de etkilemiş ve çeşitli direnişlerde çizgi olarak yaşamışlardır.

Hürremi Hareketin Temeli: Mazdekizm
Mazdek kimdir? Hangi koşullarda ortaya çıkmıştır? Hangi fikirleri savunmuş, nasıl bir önderdir? Kendinden sonraki tasrihi nasıl etkilemiştir?
Egemenlerin baskı ve zulüm tarihleri, demokratik uygarlık direnişçilerinin adları dâhil maddi-manevi tüm varlıklarının tarihten silinmeleri amacı üzerine kanla inşa edilmiştir. Bu nedenle Mazdek hakkında da tanıtıcı kapsamlı bir eser geriye kalmamıştır. Fakat günümüze ulaşabilen bilgiler bile Mazdek’in İran ve Ortadoğu demokrasi tarihinde ortakçı yaşam adına geliştirdiği sistematik fikirleri ve direnişiyle adı gururla anılacak bir halk kahramanı olduğunu göstermektedir.
Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Mazdek, Hamedanlı olup 499 tarihinde katledilen reformcu bir halk önderidir. Zerdüşt ve Mani’nin ardılı olarak değerlendirilen Mazdek dönemi Yahudi, Hıristiyan, Budist dinleri kadar Yunan felsefi ekollerinin de Ortadoğu’da tanındığı bir dönemdir ve Mazdek’i de etkilemediği düşünülemez. Ancak Mazdek’te ana doğrultuyu belirleyen Doğu toplumsallığı olmuştur. Mazdek geliştirdiği felsefik anlayış ile Zerdüşt rahipleri ile Sasani aristokratlarının ortaklığıyla oluşan erkek egemenlikçi devletçi sisteme karşı eşitlikçi, ortakçı ve özgürlükçü bir düzeni savunmuştur. Bu temelde de;
1-Mal ve servetlerin paylaşılması anlamında ortakçılığı
2-Kadın-erkek arasında eşitliği
3-İnsanlar üzerinde iktidar ve tahakküm kurulamayacağı düşüncesini felsefesinin merkezine koymuştur.
Toprak sahibi Dikhanlar ve tapınak topraklarının sahibi din adamları buna karşı hemen tavır almıştır. Bu tavır ilk önce her çağda olduğu gibi egemenlerin “Mazdek, kadınların da aynen servetler gibi ortak olması gerektiğini savunuyor” karalaması şeklinde ortaya çıkmıştır.
Mazdek, düşüncelerinin felsefik temellerini Zerdüşti Dualizm ile açıklamıştır: Aydınlık ve karanlık; İyilik ve kötülük daima savaş halindedir ve tanrı hariç her yerde bu durum zuhur etmektedir. Yine Zerdüştlükte olduğu gibi insan öldürme ve hayvan eti yenmesine karşı çıkmıştır. Din adamlarının ayrıcalıklarının ve ağır dini yükümlülüklerin ortadan kaldırılmasını; tüm kötülüklerin ve günahların kaynağı olan özel mülkiyet, şiddet, haset, öfke ve açgözlülüğün insandan uzak tutularak toplumun bir sevgi ve aşk toplumu haline getirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Varlığın ilk oluşumunu aynı iyonyalı materyalistler gibi üç temel töz ile açıklamıştır: Ateş, toprak ve su. Diğer yandan Mazdek’e göre aydınlık tanrısı dört kişiye bahşettiği dört güç ve onların da kontrolündeki diğer güçlerle evrensel işleyişi yönetir. Bunlar;
1- Yargılama (Mobad-Başyargılayıcı)
2- Anlama ( Herbad-Anlamaya yol baş faktör)
3- Gizleme ( Serpahhad-Başkumandan)
4- Coşku ( Ramişgar-Keyif ve coşkunun ustası)
Buna göre bu dört kişinin denetiminde 7 güç vardır ve o yedi gücün elinde de 12 güç vardır.
Kısaca bu şekilde özetlenebilecek olan Mazdek’in düşünceleri ve savunduğu toplumsal düzen anlayışı hızla toplum içinde kabul görüp yaygınlaşmıştır. Bunun en temel sebebi de Mezopotamya topraklarında yaşayan halkların ortakçı yaşama aşinalığı ve o günkü koşullarda halen canlı olan köy komünlerinin varlığıdır.
Sasani Kralı 1. Kavas (Kawa, Kavad, Kavaz diye addedenler de vardır) bu durumu lehine çevirmek için Mazdek’in düşüncelerine başlangıçta sahip çıkar görünmüştür. Böylece Kavas, gittikçe güçlenen aristokratlar ve rahiplere karşı da elini güçlendirmiş olacaktı. İran’da Pers İmparatorluğu’ndan beri rahip ve aristokratların -prenslerin- önemli bir yeri vardı. Ülke eyalet sistemiyle yönetilirdi ki bu sistemi tarihe kazandıran onlardı. Sasani döneminde bu sistem korunmakla beraber güçlü, merkezi bir krallık oluşturmak eğilimi ağır basıyordu.
Diğer yandan toplum içinde bir kastlaşma gelişmişti. En üstte tüm asilleri yöneten Şehinşah yer alıyordu. Rahipler (atorbanan), savaşçılar (arteştaran), bürokrat ve sekreterler (dabiran) ve halk tabakası (vasteryoşan) temel sosyal tabakaları oluşturuyordu. Prensler, geniş toprak ve mal sahibi aristokratlar ve rahipler hep birlikte ayrıcalıklı bozorgan (asiller) sınıfını oluşturuyordu. Toplumda daha alt seviyedeki bir ayrışma da Aryen soylu olan alt seviyedeki yöneticiler ve süvari birliklerinin temelini oluşturan azadan asilleri (hürler) ile Aryenler haricindeki köylüler arasındaydı. Kralın meziyeti tüm bu farklı sınıfların kendi sınırları içinde kalmasını sağlaması ve adaleti tesis etmesinde görülürdü. Bu durumdan üst tabakalar faydalanıp sürekli palazlandıkça yoksul halk kesimleri de daha çok eziliyordu. Mazdek isyanının ana ekseni işte bu şekilde sayıları ve acıları giderek artan yoksullardan yana oluyor; doğal olarak da halktan destek buluyordu.
İşte bu şekilde kastlaşmanın yarattığı yaşam düzeyi farkına bağlı olarak devletin açık taraf tutar hale gelmesi ve devlet erkanının şatafatlı bir yaşam içinde yaşarken, halkın giderek derinleşen ve çekilmez hale gelen sorunlarını ciddiye almaması ya da görmemesi isyanın zeminini daha da güçlendirmiştir. Sasanilerin sınırları Doğu’da Hindistan’dan Batı’da Roma İmparatorluğu’na dek uzanıyordu. Roma parçalandığından dolayı da onun mirası üzerinden varlığını sürdüren Bizans imparatorluğu ile Sasani imparatorluğu rekabet halindeydi. Sasani kralları Yunan etkilerini silip Pers döneminin saray yaşam etkilerini yeniden canlandırma hevesindeydiler. Bu yüzden de Bizans’tan geri kalmayan şatafatlı bir yaşam Sasani soylularının ve saray erkanını etkisi altına almıştı. Zaten ‘Bin bir gece masalları’ denilen yaşam biçimi de bu dönemin ürünü olarak tarihteki yerini almıştır.
Elbette bu dönemin tarihe not düşen özelliği sadece binbir gece masalları değildir. Daha sonraları Zaloğlu Rüstem destanına kaynaklık edecek olan Ardeşir Papekan üzerine kahramanlık öyküleri de bu dönemin yazılı tarihindeki haklı yerini almıştır.
Ardeşir Papekan bir Kürt hükümdar olarak Sasani devletini kuran kişidir. Ancak Fars soyluları kısa sürede onu tasfiye edip yönetimi ele geçirmişlerdi. Böylece Pers devletinin kuruluşunda olduğu gibi hanedan yönetiminin el değiştirmesinin bir örneği de Sasani devletinin kuruluşunda yaşanmış oluyordu. Bu durum aynı zamanda Kürtlerin devlet ve toplum içindeki etkisinin sürdüğünün de bir göstergesidir.
Mazdek, Hamedan Kürtlerindendir. Ve iktidarla bütünleşerek bozulan Zerdüştiliği reformdan geçirerek devlet yönetiminde de reformu hedefleyen Mazdek ve taraftarları gittikçe güçlenmişti. Hatta 496’da Sasani kralını tahttan düşürüp ve sonradan kaçıp Ak-Hunlara sığınmış olsa da Kral Kavas’ı zindana bile atmışlardı. Kavas’ın yerine bir emanetçi olarak geçen Jamaspa, halk içinde etkisini bildiği Mazdek’e hoşgörülü yaklaşmış ve onun düşüncelerini benimser görünmüştür. Ancak sığındığı Ak-Hunların desteğini alan Kavas, 30 bin kişilik Ak-Hun ordusuyla saldırıya geçmiş ve 499’da Mazdek’i tutuklatmış, taraftarlarını yenilgiye uğratmış, Jamaspa da tahtı ona bırakmıştır.
Bir rivayete göre de Mazdek taraftarlarının katliamını başlatan Kavas’ın daha sonra tahta geçecek olan oğlu I. Hüsrev, Mazdek’i halkın önünde yeni dini açıklayabileceğini söyleyerek onu konuğu olarak saraya davet etmiştir. Mazdek ve adamları daveti kabul edip saraya geldiklerinde kurulan tuzakla etkisiz hale getirilmişlerdir. Hüsrev, Mazdek’in adamlarını ayakları dışarıda kalacak şekilde baş aşağı olarak toprağa gömmüş ‘o şeytani mezhebinin mahsulünü gör’ dedikten sonra Mazdek’i de aynı yöntemle katletmiştir. Hüsrev’in bu katliamına karşılık Mazdek’in ölmeden önce “Bütün halkı katledebilir misin?” diye sorduğu rivayet edilir. Bu soru, aslında Mazdekçiliğin halk arasında ne denli yaygınlaşmış olduğunu göstermektedir. Katliamın doğrudan uygulayıcısı olsun veya olmasın, daha sonra Ortodoks Zerdüştiliği korumasından dolayı Hüsrev’e ‘ölümsüz ruh’ anlamına gelen anuşirvan (nuşirevan) lakabı verilmiştir.
İnanç kaynağı gereği şiddet karşıtlığını savunmuş -pasifist- olan ve devletin içine girerek reform çalışmalarına yönelen Mazdek ve taraftarları kendilerini korumayı başaramamış ve katliamdan geçirilmişlerdir. Mazdek aydınlık tanrısının dört gücünden bahsederken günün koşullarına göre ileri bir reform programını şifreler gibidir: Yargılayarak anlamayı, anladığını korumayı, koruduğunu yaymayı ve sonunda coşkuyla zaferini ilan ederek aşk toplumunu kurmayı müjdeleyen bir reform programı. Fakat ne yazık ki, tıpkı Mani’nin girişiminde olduğu gibi bu erken reform denemesi de katliamla bastırılmıştır. İran yönetimi bugün olduğu gibi, politik olarak eritmeye çalıştığı güçleri kendi içine alma ve eritemediğini da katliama tabi tutma tarzını Sasani döneminde ustalıkla uygulamaya koymuş ve sonuç almıştı.

Özgürlüğün Yüzyıllarca Yankılanan Derin Çığlığı: Hürremizm
Mazdek’in katledilmesinden sonra eşi Hürrem bu mücadeleyi yüklenmiştir. Tarih kayıtları ataerkil egemenlerin yazıcılarına kaldığından dolayı Hürrem hakkında pek fazla bilgiye rastlanmaz ve adeta yok sayılır. Hürrem’den beş yüz yıl sonra yaşamış olan Nizamülmülk ve kimi tarihçiler dönemlerine ulaşabilen birkaç bilgi kırıntısını aktarmış olsalar da, bir büyük gerçeğin aydınlanmasında önemli bir rol oynamışlardır. Sonraki hareketlerin özelliklerinden de anlaşılmaktadır ki, Mazdekizm Hürrem tarafından sürdürülmüş ve daha sonra Hürremizm adını alacak olan harekete de kaynaklık yapmıştır. Hürremizm, kökenleri Zerdüşti felsefeye dayanan komünalist bir mücadele çizgisidir. Anadolu Aleviliğinin de temel çıkış kaynağı olan Hürremizmin kavramsal olarak birden çok kökeni bulunmakta ve muhtemelen tümünün de birbiriyle bağlantılı olarak geçerliliği vardır. Hürrem kasabasından yapılan çıkış veya Hürrem’in anlamı olan hoş sözcüğünden dolayı hoş, iyi, güzel din anlamlarında Hürremizmin kullanıldığı iddia edilse de bunların Mazdek’in eşi ve yoldaşı Hürrem’den bağımsız olması düşünülemez.
Kadın yok sayılmıştır. Nasıl olur da bir kadın imparatorluklar karşısında görkemli direnişlerin öncülüğünü yapabilir? Bu düşünce egemenlerin en büyük korkulu rüyası iken kadını, Ana Hürrem’i yok saymaları anlaşılır bir husus olmaktadır. Hürrem burada bir simge olarak düşünülse bile neolitiğin ve Zerdüşti geleneğin İslamiyet öncesi son kadın isyanı olmaktadır. Kaldı ki Mazdekizmin ve daha sonra gelişecek olan Hürremi hareketlerin kadın eşitliği ve özgürlüğüne yaptıkları vurgu, Hürrem’in sadece bir simge değil tarihi bir karakter olduğunu göstermektedir. Çünkü bu düşünceler kadın iradesi ve mücadelesi olmadan kendiliğinden hasıl olabilecek düşünceler değildir.
Dönem, kadının toplum içerisindeki belirleyici gücünü çoktan yitirdiği bir dönemdir. Ataerkillik hükmünü icra etmektedir. Kadın gölgede, yitik ve kimliksiz kalmaya mahkûm edilmek istenirken buna karşı derinden bir başkaldırı dalgası gelişmektedir. Mezopotamya’da kadın, iradesini tümden yitirmemiştir. Eşitlik ve özgürlük arayışı sürmektedir. Burada kadının yöntemi dönemin koşulları gereği, açıkça kadın kimliğiyle ortaya çıkıp öncülük yapmak yerine dolaylı olarak derinden bir isyanı örmektir. Mazdek’in, Cavidan’ın ve Babek’in yanındaki kadın duruşu toplum açısından güven ve onay duruşudur. Ana tanrıça özelliğinin karakteristiği burada kendisini dolaylı olarak yansıtmaktadır. Toplum kadının duruşuna bakarak direnişi ve öncülerini onaylıyor. Bu çok önemli bir husustur. İslam kayıtlarından hareket edilse bile ‘Mazdek’ten sonra karısı Hürrem düşüncelerini yaymaya devam etti’ ve yine ‘Cavidan öldürülünce karısı taraftarlarına Cavidan’ın ruhu Babek’te yaşıyor diyerek Babek’in öncülüğünü kabul ettirdi’ diye düşülen notlar bu tespitimizin ne kadar yerinde olduğunu göstermeye yetmektedir.
Hürrem Sasani katliamından sonra Rey şehrine giderek burada Mazdek’in katliamdan kurtulan birkaç yoldaşı tarafından düşüncelerinin yayılmasını örgütlemiştir. Nizamülmülk Siyasetname adlı kitabında hadiseyi şöyle nakletmiştir:
“Mazdek, mal insanlar arasında ortaktır, diyordu. Çünkü insanlar, tanrının kulları ve Âdemin çocuklarıdır. Her biri ihtiyacına göre yekdiğerinin malını kullanmalı ve hiç kimse bu haktan yoksun kalmamalıdır. Herkes malca eşit olmalıdır. Mazdekin bu sözleri üzerine herkes malını ortaklığa koymuştu... Mazdek öldürüldükten sonra karısı Hürrem Binti Qade, iki adamıyla birlikte Medayin'den kaçtı. Rey kasabasına giderek halkı kocasının yoluna çağırdı. Peşine takılanlara Hurrem Din adı verildi... Hurrem Dinliler her yana dağıldılar ve her kentte başka bir ad aldılar ve her yerde de sürekli olarak baş kaldırdılar. Bâtınîler onlarla beraber oldu, çünkü her iki mezhebin aslı birdir.”
Mazdekilere karşı takibatlar Mazdek’in öldürüldüğü katliamla birlikte bitmemiş, I. Hüsrev tahta geçtiğinde de ikinci dalga katliamları gerçekleştirmiştir. Bu katliamcı zihniyetten dolayı Hürremizm yayıldığı her yerde farklı adlar almış, bazen yer altına çekilmek zorunda kalmış ve kültürel olarak etkisini toplum içinde ve direnişlerde sürdürmüştür…

‘Ta hazarda aradım seni

saçların kara mıdır hala
ve döver mi dizlerini

ey isyanın anası
anlatabilir mi seni yalnız
bir payizin savrulan yaprakları’ (Babek Destanı şairi Tuğrul Keskin)

Hüsrev ve kendisinden sonra gelen Sasani kralları Hıristiyanlık, Yahudilik gibi diğer dini inançlara genellikle idareci bir mantıkla yaklaşsalar da, Mazdekçi akımlara tavırları katliamdan başka bir şey olmamıştır. Bunun nedeni bu akımların özünde var olan komünalizm ve rejime alternatif olmalarıdır. İran içte bu tür bastırma hareketlerini geliştirirken Arabistan’da yeni bir din zaferini ilan etmiş ve hızla yayılmaya başlamıştı. Sasani İmparatorluğu da yayıldığı kadar yayılmış ve gücünün doruğunda olduğunu düşünmesine rağmen yayılım gösterdiği geniş toprakları kontrol edememiş ve esasen de kokuştuğu, çürüdüğü için 642 tarihinde nihai olarak İslam’ın kılıcına yenik düşmüştür. Orta Asya içlerine kaçan İran soyluları daha sonra burada Samaniler devletini kurarak varlığını sürdürürken, İran da dâhil tüm Ortadoğu toprakları 661’de kurulan Emevi Arap İmparatorluğu’nun eline geçmiştir. Bilindiği gibi İran bundan sonra İslamiyet’in Şii kolunu kendine uyarlamış ve İran Şialığını ortaya çıkarmıştır. Kürtler başta olmak üzere bölge halklarının birçoğu zor kullanılarak Müslüman yapılmıştır. Zor karşısında bile Müslümanlığı kabul etmeyen aşiret ve kabileler açık veya gizli direnişlerini sürdürmüşlerdir.
İslamiyet’in devletlerin temel ideolojisi haline getirilmesi ve egemenler elinde baskı aracına dönüştürülmesi karşısında Arap-Bedevi kültürünün özgürlükçü göçebe kabileleri başta olmak üzere birçok direniş geliştirilmiştir. Bu direnişler de genel olarak Bâtıni felsefe ekseninde vücut bulmuştur. Bâtınilik Hürremizmin de bir karakteridir ve onunla kaynaşmıştır. Bir ayrım yapacaksak o da dönemler temelinde olabilir ki, İslamiyet’in çıkışından sonraki direnişler daha çok dini ve islami motifler taşımak durumunda kalmıştır.
Emeviler karşısında giderek güçlenen Abbasi hanedanlığı henüz iktidara gelmeden önceki dönemde direnişlerin güç dayanağı olmuştur. Bunlar arasında Hidaş adı öne çıkmıştır. Direniş merkezi olarak da Horasan adı öne çıkmıştır. 725 yılından sonra Emevi karşıtlığını örgütlemek üzere Abbasiler tarafından Horasan’a gönderilen Hidaş lakaplı Ammar Bin Yezid’in Hürremizmi benimsediği ortaya çıkınca kentin valisi tarafından katledilmiştir. Ondan sonra da irili ufaklı birçok Hürremi isyan yaşanmıştır. Hürremizm komünalist özgürlükçü bir mücadele çizgisi olarak yüzlerce yıl varlığını sürdürmüştür. Emevi devletinin yıkılışı ve Abbasi devletinin kuruluşunda en önemli rolü oynayan Ebu Müslim Horasani’nin 753-4 tarihinde öldürülmesi ve taraftarlarının katliamdan geçirilmesinden sonra, 800’lü yılların ilk çeyreğinde Hürremiler Babek direnişiyle adlarını tüm dünyaya duyurmuşlardır.

Doğu’nun Devrimci Ruhu: Babek
Mazdekçiliğin bir devamı olan Hürremizm hareketinin gücünün zirvesine ulaşması Babek döneminde gerçekleşmiştir. Babek Zerdüşti bir Kürt olan Abdullah ile Azeri olan Matar’ın oğludur. Babası köylerde gezerek kandil yağı satmaktadır. Matar adı Friglerde doğurganlık ve bereket tanrıçasının adı olup anne anlamına da gelmektedir. Babek’in anne ve babasına dair bilgiler onun iddia edildiği gibi ne sadece Kürt, ne Azeri olduğunu göstermesi açısından bir önem taşımakla beraber, öncülüğünü yapacağı Hürremi harekette milliyetlerin fazla bir öneminin olmadığını da belirtmek gerekir. Azeri halkı daha sonra Babek direnişini kendi uluslaşmasının temeli yapmışlardır; Kürtler, taşıdığı Zerdüşti karakter ve direnişçiliğiyle sahiplenmişlerdir. Bölge halklarının bu tarz sahiplenmeleri ve kendilerinden saymaları Babek’in taşıdığı toplumcu, özgürlükçü ruhtan kaynaklanmaktadır.
Babek’in babası Savalan dağında soyguncuların saldırısında öldürülünce, annesi başkalarına sütanneliği yaparak geçimlerini sağlar ve Babek’i bu sayede büyütür. Babek on yaşından sonra annesinden ayrılarak Tebriz bölgesinde çobanlık yapar ve sekiz yıl sonra köyüne, annesinin yanına döner. Mimed bölgesindeki Bilalabad köyünde yaşamaktadırlar. Bu sıralarda Hürremiler tekrar tarih sahnesine çıkmışlardır. 808 yılında Azerbaycan’ın Bezz bölgesinde bir isyan başlatmış olan Hürremi hareketin başında Cavidan bin Sehl bulunmaktadır. Rivayete göre bir gün yoğun kar yağışı nedeniyle Cavidan ve adamları bu köye sığınırlar. Köyün ileri gelenlerinden ilgi ve hürmet görmeyince Matar’ın evine konuk olurlar. Matar ve oğlu Babek misafirlerini büyük bir saygıyla karşılar ve gerekli alakayı gösterirler. Burada Babek’in zekâsı ve İran dilini öğrenmiş olması Cavidan’ın dikkatini çeker ve neticede kendilerine katılmasını ister. Böylece Cavidan Babek’i Bezz dağındaki karargâhına götürür ve hocalığını yaparak yetiştirir.
Cavidan’ın ölümünden sonra eşi Babek’in Hürremi hareketin başına geçmesini sağlamıştır. Hürremileri toplayıp Cavidan’ın vasiyeti olarak şu sözlerle hitap ettiği kayıtlara geçmiştir:
“Genç Babek, ölen Cavidan’ın kutsal ruhunu taşıyor. Babek bundan böyle topluluğun önderi olacak… Mazdek’in dinini yeniden ihya edecek. Babek sayesinde en düşkünümüz bile azizler gibi olacak, çaresizliğiniz son bulacak.”
Bunun üzerine Hürremiler Babek’i yeni liderleri olarak kabul etmiş ve kabul için daha önceki liderlere yapıldığı gibi geleneksel kabul törenini gerçekleştirmişlerdir. Topluluğun geleneklerine göre de Cavidan’ın eşi Babek’le evlenmiştir.
Babek hareketin güçlendirilmesi için gerekli tüm hazırlıkları yapar ve 816 yılında Bezz bölgesinde programının tebliğlerine başlar. Programı en sade haliyle eşitlikçi, ortakçı bir yaşam kurmaktır. Bu yaşamı korumak için bir nevi kurtarılmış alanlar yaratmanın mücadelesini başlatmıştır. Bunun üzerine Halife Memun ordusunu harekete geçirir. Bu ilk saldırıda Babek güçleri zorlanır ve geri çekilmek zorunda kalır. Erdebil ve Zencan arasındaki kaleleri ele geçer ve halkı katliamdan geçirilir. Bundan sonra Halife Memun Bağdat’a döner. Babek gücünü toplayınca Halifenin Hürremileri bitirme görevi verdiği Ermeniye ve Azerbaycan valisi Yahha İbn-Maaz’ı 820’de yenilgiye uğratır. Ardından gelen vali İsa İbn-Muhammed’de bir yıl sonra yenilince Ali İbn-Sadaka bu görevi üstlenir. O da yenilince Memun bu kez Ahmet İbn-Cüneyt’i gönderir. Fakat Babek bu valiyi yenilgiye uğrattığı gibi esir alınca korkudan bu bölgeye kimse vali olmak istemez. Halife rüşvet olarak Musul’u da vererek 826 yılında Muhammed İbn-Tusi’yi Babek’le savaşmaya ikna edebilmiştir. Ancak Muhammed İbn-Tusi’nin sonu da farklı olmamış, hatta savaş meydanında canından olmuştur. Ondan sonra gelen Ali İbn-Hişam ise Babek’le savaşmayı göze alamayınca Halife ondan şüphelenmiş, Hürremilere katılabileceği korkusuyla 833’te Hişam’ı öldürtmüştür.
Aynı yıl Hürremilerin başka bir kolu da Ali Mazdek öncülüğünde İsfahan’da ayaklanma başlatmış ve Babek’le birleşmek üzere Azerbaycan’a doğru ilerlemiştir. Bu sırada Halifenin orduları İshak İbn-İbrahim İbn Museb komutasında Hürremilere saldırır ve yaşanan çatışmalarda her iki taraf da ağır kayıplar verip yenişemezler. Hürremilerin Hamedan kolu zorlandığı için Bizans topraklarına geçmek durumunda kalır. Ali Mazdek ise on bin kişilik gücüyle İsfahan’a döner. 833 yılı zorlu savaşların yılı olsa da Halife Memun bir sonuç elde edemeden ölür. Yerine Mutasım geçer.
Halifenin görevlendirdiği valiler Hürremilerle savaşta kaynaklarını kendileri bulmak zorundaydı ve bu nedenle de valisi oldukları bölge halkını vergilerle eziyor, talan seferleriyle, katliamlarla halkı canından bezdiriyorlardı. Halk üzerindeki baskı arttıkça Babek’in saflarına katılım da artmıştır. Bölgede ezilen birçok halk bu isyana katılmış ve Halifeliği ciddi olarak sarsmıştır. Babek genellikle Bezz karargâhından savaşları yönetse de birçok savaşa bizzat katılmıştır. Mücadeleyi yürüttüğü coğrafyanın niteliği ve kayıtlara düşen savaş sahnelerinden anlaşılmaktadır ki, özellikle dağlık araziyi iyi kullanarak yer yer pusu, sızma, baskın gibi gerilla tarzları ile başarılar elde etmiştir. Abbasi zulmünden bıkan Kürtler, Türkmenler, Farslar, Bedeviler, Ermeniler ve Gürcüler tarafından desteklenen Babek esas gücünü de buradan alarak savaşların galibi olmayı başarmıştır.
Mutasım iktidara geldikten sonra 835’te Babek’e karşı sarayındaki devşirme Türk komutan Afşin’i hazırlar. Afşin Mısır’daki bir halk ayaklanmasını bastırmıştır. Halife öncekilerden farklı olarak her türlü maddi ihtiyacını ve sürekli takviyelerle asker desteğini karşılayıp Bezz üzerine gönderir.
Savaş birçok cephede yürür ve üç yıl boyunca sürer. Afşin orduları yenildikçe Halife destek gönderir ve en son Bezz kalesini kuşatmaya almayı başarırlar. Kuşatma karşısında Babek kent halkının savaş bölgesi dışına çıkması için anlaşma önerir. Afşin bunu reddedip üstelik Halifeden bir af belgesi isteyip ardından teslim olursa ancak o zaman bağışlanacağını söyler. Babek’in yanıtı kimsenin affına ihtiyacının olmadığı şeklinde olur ve bir yarma hareketiyle kuşatmayı aşıp Ermeni topraklarına doğru yol alır. Kaledeki halk -Müslümanlığı kabul edenler hariç-kılıçtan geçirilir.
Ermeni emirlerinden Sehl İbn-Sumbat, yanına sığınmış olan Babek’e ihanet eder. Babek Bizans topraklarına geçip gücünü toparlamak isterken onu oyalayıp bir komployla, yanındaki yoldaşlarıyla birlikte Abbasilere teslim eder.

“Benim Destanım Öyle Bir Destandır ki, Ne Babek'le Başlamıştır, Ne De Babek'le Bitecektir!”
Babek’in ortaya çıktığı koşullara bakıldığında muhalif halk kesimlerine zulüm etmede Emevilerden geri kalmayan Abbasi imparatorluğu başta anılmalıdır. Abbasiler dönemi İslamiyet’in parlak dönemi olarak anılırken bölge halklarının neyle karşılaştığının hesabı büyük korkularla gizlenmekte ve gerçekler çarpıtılmaktadır. Oysa Abbasi İmparatorluğu İslam’ı değil, İslam’ın doğuş özüne ters düşerek Emevilere yakın bir konumla karşı-İslam’ı temsil etmekteydi. Dolayısıyla komünalist, özgürlükçü direniş hareketlerinin aslında İslamiyet ile değil, karşı-İslam ile savaştığını önemle belirtmek gerekir.
Emevilerle başlayan imparatorluk serüveni İslamiyet’in kullanılarak bir yandan bölgenin Araplaştırılmasını, bir yandan kadim Mezopotamya ve Anadolu kültürlerinin yok edilmesini, öte yandan da iktidarların saray yaşamlarının zevk ü sefa içinde sürdürülmesini hedefliyordu. Emeviler Hz. Ali’nin katli üzerine kanlı iktidarlarını kurmuş ve Abbasi hanedanlığı bu kan üzerinden yükselen zenginlikleri ele geçirmişti. Buna karşı Hürremi isyan ruhu halkların özgürlük ifadesi olarak karşı-İslam’ı temsil edenlere karşı toplumcu bir devrimcilik şeklinde kendisini göstermiştir.
Abbasiler 750 yılında Emevileri yenerek Halifeliği ve iktidarı ele geçirmiş ve 1258’de Cengiz Han’ın torunu Hülagü tarafından yıkılıncaya kadar da İslam dünyasının merkezi hâkimi olmuşlardır.
İlk Abbasi Halifesi Ebu’l Abbas dört yıl iktidarda kaldıktan sonra 754’te kardeşi Mansur tahta geçmiş ve 762’de devletin başkentini Şam’dan Bağdat’a taşımıştır. Bağdat, Mansur’un torunu Harun Reşid (786–809) döneminde halkların emeği, kanı, canı üzerinden tarihin en şatafatlı saltanatlarından birine tanıklık etmiştir. Öyle ki Sasanilerde olduğu gibi binbir gece masallarının tekrarı bu dönemde geçmektedir. Harun Reşid’den sonra sırasıyla oğulları Emin, Memun ve Mutasım iktidarı devralmış ve bölge halklarına kan kusturmuşlardır. Emin’in annesi Arap, Memun’un annesi Kürt ve Mutasım’ın annesi Türk’tü.
Bu dönemde Çin uygarlığı karşısındaki direnişlerine rağmen tutunamayan Türklerin kimi boyları Ortadoğu’ya gelmiş ve bir kısmı devletlerin paralı askerliğine girmiştir. Mutasım’ın annesi de Türk asıllı bir cariye olduğundan bu kesimlerle kolayca ilişki kurabilmiştir. 833’te tahta oturan Mutasım kendi döneminde Bağdat’ta Türk kökenlilerin idaresinde maaşlı özel bir askeri birlik oluşturunca bu durum Araplar arasında huzursuzluğa yol açmış ve 836’da Samarra adında yeni bir kent kurarak burayı başkent haline getirmiştir.
Başkentliği tekrar Bağdat’a iade edene kadar 57 yıl süreyle Abbasilere başkentlik yapan Samarra Babek’in katledildiği yer olarak anılacaktır.
Bağdat’a yakın bir yerde Dicle Nehri’nin kıyısında kurulan Samarra 4 Ocak 838 tarihinde büyük bir halk önderinin katliyle lanetlenecektir.
Bu katl olayında Samarra, tek bir çığlık sesini bile duymadan, kanlar içinde parçalanmış kolları, baş ve ayakları şaşkınlıkla seyretmişti. İşte tek bir çığlık bile atmadan katledilen Samarra’daki direnişin kahramanı Hürremilerin lideri Babek’di.
Liderlik Cavidan’dan Babek’e geçmiş ve evlendiği kadın sayesinde taraftarların kabulünü görmüştü. Bu bir işaretti. Kadının bitmeyen gücünün işaretiydi. Samarra’da hem halkların hem de kadınların umutları kırıma uğratılmıştı. Tarihi çarpıtmak isteyenlerin hiçbir şekilde göstermek istemediği kadın gerçeği ve rolü Samara’da paramparça edilmek istenmişti. Dönemin erkek egemenlikli toplumsallığı ve buna karşı dolaylı olarak kadının oynadığı rol görülmeden Hürremizmin ve Babek’in hakkı verilemez.
Babek’in annesi Matar’dan başlayarak Babek’in inançlarının temelini oluşturan kadın aşağılanmak, bir mal-ortalık malı olarak gösterilmek istenmiştir. Çünkü tüm Hürremilerin hedeflediği komünal yaşam kadın eksenli neolitik kültürün izlerini taşımaktadır. Egemenler kadın şahsında bu kültür ve sisteme saldırmıştır.
Babek kendi döneminde kurduğu toplumsal düzenle eşitlikçi, ortakçı yaşamı hâkim kılmış ve ezilen bölge halklarının umudu haline gelerek 20 yıl sürecek olan isyanlara katılımını sağlamıştır. Fakat kimi yetmezlik ve hatalar bu büyük mücadeleyi kalıcı kılmanın önüne geçmiştir.
Birincisi; devlet ve iktidar dışı olan toplumsal alanda eşitlikçi-ortakçı bir yaşamı savunurken devlet ve iktidar ilişkilerinden tümden soyutlanamamış olması, ideolojik ve stratejik olarak sistem karşıtlığını uzun vadeli başarıya ulaştırma şansının olmadığını göstermektedir. Taktik olarak ise dağlara dayandıkça savaşlarda başarılar elde ederken, kaleye girip de kuşatmada kalınca yenilgi ile karşılaşması neredeyse kaçınılmaz olmuştur.
İkincisi; diğer bölgelerdeki Hürremi hareket ve isyanları örgütleme ve birleştirme gücünü gösterebilmiş olsa Abbasi zulmünü bertaraf etmesi mümkün olabilirdi.
Üçüncüsü; İslam dininin ve feodalitenin yaygınca geliştiği bir döneme denk gelmiş bir isyan olarak karşı hamlesi objektif olarak dezavantajlı durumdaydı.
Dördüncüsü; İslam’ın yorumlanması, içtihat dönemi devam ediyor ve sistem kendini gerektiğinde düşünsel düzeyde esneterek sürdürme kabiliyetini gösterebiliyordu.
Beşincisi; buna karşı Babek’in toplumsal düzeninin teorik-felsefik temellerini çok kapsamlı ortaya koyabilmesi gerekmekteydi. Fakat daha çok eylemsel yönüyle öne çıkmıştı.
Önder APO Babekiler dâhil dönemin tüm direnişlerinin tam başarılı olamayışlarını şu şekilde açıklamaktadır:
“Özellikle Hz. Muhammedi’n ölümü, Ehlibeyt’in tasfiyesi ve ardından Emevi ve Abbasi hanedanlıklarıyla birlikte giderek katı bir gerici aşamaya gelinmiştir. Halkı temsil eden çok sayıda Batıni tarikatın ezilmesiyle, Ortadoğu uygarlığının üzerine tam bir karanlık çökmüştür. 10.-12. yüzyıllar arasındaki dönem, tüm tarihi etkileyecek büyük bir ideolojik-politik mücadele dönemidir. Ezilen ve yoksullaşan kesimlerin hareketi olarak ortaya çıkan Hariciler, Hürremiler, Babekiler, Karmatiler, Haşişinler, İsmaililer başta olmak üzere tüm Batıni hareketler aslında hem ideolojik hem de pratik olarak büyük bir mücadele vermişler; bir tür ilkel sosyalizmi temsil edip yaşamışlardır. Fakat üretim güçleri ve ilişkilerinin yaşanması gereken feodal biçimi henüz rolünü tam oynamadığından, bu hareketlerin tam başarısı mümkün olmamıştır. Ama yine de özgürlük ve eşitlik mücadelesi tarihinde büyük bir yerleri vardır.”
Abbasi orduları zulüm ve vahşette sınır tanımıyordu. Bu durumda Babek ve halkı seçeneklerini ‘YA ÖZGÜRLÜK YA ÖLÜM’ biçiminde belirlemişti. Onların ki bir yenilgi değil tarihe yazılmış bir özgürlük destanıydı.
Sonuçta dost bildiğinden gelen ihanet Babek’i Samarra meydanına kadar getirmiştir. Samarra’da ölüme giderken bile Babek’in sergilediği tutum tek başına insanlığa bahşedilmiş çok büyük bir onur ve direniş mirası olmuştur. Af dilerse kurtulacağını söyleyen Halifeye karşı ölürken de diz çökmemiştir. Said Nefisi Babek’i anlattığı kitabında bu son anları şöyle hicveder:
"Babek, Mutesim'in yanına geldiğinde, Mutesim ona şöyle demiş: Ey Babek, sen öyle bir şey yaptın ki, hiç kimse böyle bir şey yapmamıştır. Şimdi de hiç kimsenin tahammül edemeyeceği kadar tahammül etmelisin. Babek de 'yakında benim tahammülümü görürsün' demiş. Mutesim: 'Bunun iki elini benim gözümün önünde kesin' diye emir verdi."
"Mutesim onun ellerinin ve ayaklarının kesilmesini emretti. Onun bir elini kestiklerinde, öteki elini kana batırıp yüzüne sürdü ve yüzünü gözünü kanlı kıpkırmızı yaptı. Mutesim, 'ey it bu ne iştir?' diye sordu. Babek şöyle dedi: '... İnsanların yüzü, bedenlerindeki kan nedeniyle kırmızı oluyor. Kan bedenden akıp gittiğinde, yüz sararır. Bedenimden kan akıp gittiği zaman halk, 'yüzünün rengi korkudan sararmıştır' demesin diye yüzümü kana boyadım."
"Ona acı çektirmek amacıyla Mutesim, cellad kılıcı onun iki alt kaburgasının arasından yüreğine sokmasını emretti. Bunu yaptıktan sonra, Mutesim'in emri üzerine onun dilini kestiler, onun vücudunu darağacına astılar. Başını Bağdat'a götürüp, köprü üzerinde bir ağaca taktılar. Sonra aynı başı, Horasan'ın kent ve kasabalarında dolaştırdılar. Nedeni ise şuydu ki; o, halkın yüreğinde kök salmış büyük bir nüfuza sahipti."

BABEK

BABEK

Tarih 19 Aralyk 2009, 21:58 Editör

İlkel-komünal yaşamın hemen arkasından gelen ve hala süren insanlık yaşam sürecimizin tamamı, "sınıf savaşımı" tarihidir. Komünist Manifesto'da bu durum; "Bu kavga her seferinde ya bütün toplumun devrimci bir yeniden kuruluşa varmasıyla ya da çarpışan sınıfların birlikte mahvolmasıyla sonuçlanmıştır." şeklinde açıklanmıştır.

BABEK
Kendal Doğan
İlkel-komünal yaşamın hemen arkasından gelen ve hala süren insanlık yaşam sürecimizin tamamı, "sınıf savaşımı" tarihidir. Komünist Manifesto'da bu durum; "Bu kavga her seferinde ya bütün toplumun devrimci bir yeniden kuruluşa varmasıyla ya da çarpışan sınıfların birlikte mahvolmasıyla sonuçlanmıştır." şeklinde açıklanmıştır. Yukarıdaki temel düşünce bazında tarih; Üretim süreçlerinde ortaya çıkan, toplumsal olay ve olguların kaydedilmesi, yorumlanması, çözümlenmesi, incelenmesi ve öğretici bir şekilde açıklanmasıdır. Tarihsel kişilikler, tarihin önemli bir unsuru ve olgusudur. Bu nedenledir ki tarihi kişiliklerin doğru ele alınıp değerlendirme zorunluluğu vardır. Bu anlamda, 'özgür birleşik demokratik' bir toplum yaratma kaygısı ile "yarın yanağından gayri her şeyimiz ortaktır" diyen bir yaşam felsefesinin önderinin burjuva ve İslam tarihçileri tarafından nasıl linç edildiğine en güzel örneklerinden biri de Babek'tir. Kimdir Babek demeden önce Babek'i daha iyi anlamak için yaşadığı coğrafyayı ve coğrafyadaki siyasal yaşamı değerlendirmek gerekir; "Babek'in vatanı, güney tarafından Erdebil ile Merend'e, doğu tarafından Hazar denizine, Şamahı ve Şirvan'a, kuzeyden Muğan Ovası ile Muğan ve Aras çayı sahiline, batıdan ise Culfa, Nahçıvan ve Merend bölgesine ulaşıyordu… Babek'in yaşadığı yer, Savalan dağının kuzey bölgesindeydi. " [1] Arya uygarlıkları; "Aryaniler İran'da üç büyük kavme bölünüyorlar. Bir kısmı doğuda Horasan'da yerleşmeyi seçerek "Partileri" oluşturdular. Diğer bir kısmı kuzey-batıda yerleşmeye karar verip meşhur "Medler'i (Kürtler'in ataları) oluşturdular. Üçüncü kısım da Fars Eyaleti etrafında, merkez ve güneyde kaldılar. Bunlar da "Parsiler" olarak isimlendirililer." [2] Görüleceği üzere, Babek'in yaşadığı coğrafya Med imparatorluğunun içinde yer almaktadır. Bu coğrafyanın başka bir önemi ise; İslam karşıtı, İslam'ı kabul etmeyen farklı ulus ve milliyetlerin yaşadığı coğrafyadır. Ancak bunun da bir nedeni vardır. Mezopotamya medeniyetler (Sümer, Akad, Babil, Asur) ve İran antik medeniyetleri bu alandadır. Bu coğrafyada yüksek kültür ve birikim söz konusudur. İlkler alanıdır. İlk at burada ehlileştirilmiş, ilk tekerlek, ilk yazı, ilk mülkiyet belirleme v.s burada gelişmiştir. Sözü edilen bu alanda sırasıyla dört büyük din Mehreizm, Zerdüştlük, Manizm ve Mazdekizm etkili olmuşlardır. Bu dinlerden özellikle Manizm "güçlü bir felsefi alt-yapıya sahipti. "İ.S. III. Yüzyılda İran'da akıllı bir adam yaşadı. Bu adam, bütün dinlerin aynı kaynaktan olduğunu, değmez ayrıntıları yüzünden bunca yıldır insanların boş yere birbirleri ile boğuştuklarını görerek bütün dinleri tek bir dinde toplamaya, bir çeşit dinler bireşimi (sentez) yapmaya kalktı. Bu akıllı adamın Adı Mani'dir (Mani'nin Babası bir Med'li olup Babil'e sürülmüştür. K.D)" [3] Bu dinin temel yaşam felsefesi her türlü tutkudan ve yalancılıktan uzak yaşamaktır. Alevi öğretisinin 'eline beline diline sahip ol'ma ilkesi Manicilikten geçen bir anlayıştır. Aryan halklarında çok önemli bir din de Zerdüştlüktür. Avesta kutsal kitabının orjinali Büyük İskender'in Medya alanına karşı yapmış olduğu savaşta on iki bin öküz derisi üzerine yazılmış on yedi cildi toplatarak yakmıştır. Zerdüşt'ün dininde, kamuculuk, bir tür ilkel sosyalist anlayış egemen olmuştur. Sasaniler döneminde devlet dini olarak kabul edilen Zerdüştlük alışagelmiş olağan bir din olmayıp iyilik-kötülük, aydınlık-karanlık düalizmini bir sistem dahilinde insanların emrine sunmuştur. Bu dinin aryan uygarlıklarında egemen olduğu, kaynağını Media olarak anılan coğrafyasından aldıkları tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Toprağın en önemli üretim aracı olarak sayıldığı bu dönemde Zerdüşt dininde hayvanlara iyi bakılması, toprağın iyi sürülmesi gerektiği belirtilmiştir. Sonra aynı coğrafyada Mazdek'in kurucusu olduğu Mazdekçilik de yine ilkel komünist bir model önermiş, militan ve sosyal-reformist kişiliği ile de İslam'ın hedefi olmuştur. Mazdek için ünlü İslam Tarihçisi Taberi; "Daha Muhammed Mehdi zamanında o taife zuhur etti ki onlara zenadıka (Zındık K.D.) derler. İslam dinini inkar ederler ve ahkam-şeriata itikadları yoktur."… "Ez cümle bütün milletler içinde bunların mezhebinden daha necis ve murdar mezheb yoktu… Tanrı Teala hazretlerini ve peygamber aleyhisselamı inkar edip, derler ki bu cihanın evveli yoktur ve sonu da yoktur. Ve olacak da değildir. İnsan ve hayvanlar da ot gibi bitip ot gibi yok olurlar. Bunların hallerini kimse bilmez ki nereden gelirler ve nereye giderler. Ölenler tekrar dirilmez ve dünyadan başka yerde bir şey olmaz. Bu dünyada olanı biteni ay ve güneş bitirir ve yine onlar olgunlaştırır…" [4] derlerdi. Mazdek'in o dönemin koşulları nedeniyle savaşlara neden olan mal, mülk ve kadınlar için kamuculuk tezini savunmuş, Müslümanlar ise bu durumu; "Haram ve helal mefhumlarını tanımadıklarını, mal ve kadın ortaklığını savunduklarını, Mazdek ve taraftarlarının nihai hedeflerinin lezzet ve zevk olduğunu, bu yüzden mal ve kadın ortaklığını savunduklarını taraftarlarına yayarak gelişen kamuculuk, anlayışına karşı durmaya çalışmışlardır. Nizamülmülk Siyasetnamesi'nde "Dünyada ilk olarak bir dini ifsat eden kişi İran'da Adil Nuşirevan'ın babası Kubad b. Firuz'un şahlığı devrinde yaşayan Mecusiler'in başrahibi olan Mazdek'tir." [5] der ve Mazdek'in de sonu her yenilikçi ve kamu anlayışına sahip kişilerin sonu ile aynı olmuştur. Bir kireç kuyusuna atılarak feci şekilde öldürülmüştür. Media bölgesinde egemen olan dini ve siyasal durum açıkladıktan sonra Babek öncesi İslam'ın durumunu da kısaca belirtirsek; İslam'ın bir devlet modeli olarak kendini kabul ettirmesi kolay olmamıştır. Fetihler sonucu işgal edilen coğrafyalar kılıç zoruyla İslam'a zorlanmışlardır. Müslümanlığın daha ilk yıllarında dinsel dogmalar ve bu dogmalarla kurulan toplumsal düzen yetmemeye başlamıştır. Halife Ömer döneminde İslam'ın çok geniş bir coğrafyaya egemenlik kurması, İslam ordularının, İslam'a karşı halkların mücadelesinde yetersiz kalmaya başlamıştır. Kuzeye doğru bir türlü açılamayan İslam devleti, karşısında tüm gücünü yitirmiş Sasani imparatorluğunu (o dönem Mezopotamya'nın kuzeyini ve İran'ın tamamını içine alan coğrafya) İslam'ın önünde engel görülmüştür. Bu bölgenin halkları Kürtler, Farslar, Ermeniler vb İslam'ın devlet modeline karşı duruyor, ısrarla direniyorlardı. Ancak bu direniş 641 yılının sonu 642 yılının başında kısmen kırılmasıyla Arap/İslam orduları bu coğrafyayı ele geçirmeye başlamışlardır. Ele geçen coğrafyalarda İslam devletinin adam başı vergi, şeriat hukuk sistemi halklar için tam anlamı ile yaşanmaz bir süreci dayatmıştır. Valiliklere bölünen İslam imparatorluğu, kuzeyde yaşayan halkları da yapmış oldukları seferler sonucu Media bölgesi olarak anılan büyük bir coğrafyayı Cezire Eyalet valiliğine bağlamışlardır. Emevi imparatorluğunun kavimci, aşırı şeriatçı devlet düzeni, kavmiyetçi anlayışı nedeniyle Arap nüfusunu fetih alanlarına yerleştirerek bir tür Araplaştırma politikası izlemiştir. Yerli halkın sahip olduğu arazilerde çalışan haline gelmesi, toplumsal baş kaldırılara neden olmuştur. Bölge halkına karşı geliştirilen Mevali politikaları ile sıkı vergi politikaları, karşı duruşların toplumsal muhalefete dönüşmesine neden olmuştur. Bölge halklarından bir kısmı korunma amaçlı takiye yaparak, İslam'ın şeriatçı devlet düzeninin baskılarından kurtulmak istemişlerdir. Ancak yinede kurtulamamışlardır. Çünkü bu kez de Mevali olarak işlem görmüşlerdir. Korunma amaçlı takiyeler farklı inançtan insan gurupları üzerinde ruhsal çöküntülere, sonuçta da ruhi şekillenmelere neden olmuştur. Bu ruhi şekillenmenin sonucu halklar istemedikleri motifleri kazanmış, bu motifler (Ehlibeyt sevgisi) özgürleşmelerini engellemiştir. Açıkça karşı çıkamadıkları İslam dini tarafından sürekli olarak baskı altında tutulmuşlardır. "Dersime sefer olur ama zafer olmaz" sözü İslam'ın bir türlü kabul etmeyen Hazar Gölü'nün batısını ve güneyini kapsayan Medya ülkesi içinde geçerliydi. Yapılan birçok sefer İslam ordularının başarısızlıkları ile sonuçlanmıştır. Irkçı Arap siyaseti, Emeviler'in halkların başkaldırısı nedeniyle, yerini yeni bir İslam devleti olan Abbasilere bırakmıştır. Halkların umut bağladığı bu devlet anlayışının da Emeviler devletinden farklı olmadığı süreç içerisinde görülmüştür. Aryan Halkları, Emeviler devletine karşı muhalif olmalarından dolayı Ehlibeyt soyundan gelenlere büyük sempati duyuyorlardı. Onlarında kendileri gibi haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlardı. Hz. Hüseyin'in İran Kralı Yezdcir'in kızıyla evlenmesi, bu sempatiyi daha da artırmıştır. Bu yüzden Abbasiler Aryan halklarının desteğini kazanmışlardır. Özellikle geçmişte "saraçlık" yapan Kürt Ebu Müslim'i Horasani, Emeviler'e karşı savaşta bir sembol durumuna gelmiştir. Ezilen horlana halkları bir araya toplayarak, Emeviler iktidarının yıkılmasını sağlamıştır. Taberi'ye göre; "Ebu Müslim, zeyrek ve akıllı bahadır bir oğlan idi."… "Horasanda bir serrac oğlu meydana çıktı ve Horasan'ın devletsizlerinden nice kişiler ona uydular…" İslam'ın kavimci devletine karşı savaşta Ebu Müslim kara elbiseler giyerek, Kürt Acem, Türk ve Nabatiler'den bir ordu oluşturarak savaşmış (748), bu nedenledir ki bu hareket Karabayraklılar olarak da anılmıştır. Ancak yeni şeriat düzeni de, Ebu Müslim'i Abbasi Devleti'ni bir tür "Dervişan Cumhuriyetine" dönüştürmesini hazmetmeyerek, bu devrimciyi katlederek aslına dönmüştür. Bu olay gelecekteki birçok ayaklanmanın başlangıcı da olacaktır. İslam'ı kabul etmiş gibi görünen ancak korunma amaçlı takiyede bulunan halklar her an bir isyan için hazır beklemişlerdir. Bu guruplar içinde eski Aryan dinleri olan Mazdekizm, Zerdüştlük ve Manizm'i savunanların yanında, İslam'a karşı doğrudan karşı çıkanlarda vardı. Ebu Müslim'in öldürülmesi, yüzünü gizleyen ve örtüsü düşen Abbasi devletine karşı başkaldırılarda bir kıvılcıma dönüşmüştür. Başta Sicistan'da, Horasan'da ve Deylem bölgesinde başkaldırılarda bulundular. Halklar bu bölgede oluşan sosyal mozaiğin gereği olarak birlikte hareket ediyor, hareket içerisinde her farklı yapı kendisini ifade edebiliyordu. Bundan sonraki tüm süreçlerde Babek'e kadar olan süreçte bu başkaldırıların toplum adına İslamcılar tarafından Hürremiye [6] adı verilmiştir. Özellikle tarihçiler bu hareketin nitelik olarak ilk kez Sinbat önderliğinde başladığını, Rey, Taberistan ve Kuhistan bölgelerinde etkili olduğunu, Sinbatın katledilmesi ile duraklama yaşadığını belirtmişlerdir. BABEK KİMDİR? Bir devlet modeli olarak İslam'ın kurucusu Hz. Muhammed'in ölümü ile başlayan İslam karşıtı ayaklanmaların en önemlisi Hürremiyye ayaklanması ve ayaklanmanın önderi Babek'tir. Bu hareketin, İslam devlet modeline ilk karşı duruşu, önerdiği düzen ve devlet biçimi Ortaçağ'ın aydınlanmasına çok büyük katkısı olduğu tartışmasız bir gerçektir. Kavimci Arap ordularına ve İslam İmparatorluğunun şeriatçı devlet yapısına karşı savaşmış, savaş konusunda ustalıklara sahip bir "gerilla" komutanıdır Babek. Babek'in ordusu Kürt, Fars Ermeni halklarından oluşmakta idi. Eşitlikçi birleşik bir toplum modelini öneren Babek, İslam'ın en azılı düşmanı ilan edilmiştir. "Babek Haremi derler bir kafir zındık mezhebine yakın bir mezhep icat etti. Haram ve helal ona göre müsavi idi. Şarap içmeyi ve zina etmeyi ve bir kişinin zulüm ile malını almayı reva görürdü. Müslümanlardan birçok devletsiz onun mezhebini ihtiyar ettiler. Ve çok memleketleri harap ettiler. Ve Ermeniye dağlarında muhkem bir sarp kalesi vardı. Fakat sarp bir dereden yolu vardı. Çok sarp derbentler ve dağlardan geçilirdi. der Taberi. Şöyle ki: Ask Erin ona varması mümkün değildi. O sebepten kimse ona zafer bulamazdı." "Babek (?-842) Halife Me'mun ve Mu'tesim devrinde (813-842), Azerbaycan'da, dini-siyasi bir mahiyeti haiz bulunan ve takriben çeyrek asır sürecek, İslam dünyası için ciddi bir tehlike teşkil eden Hurremi hareketinin başıdır. İran'da Sasaniler devrinden beri takibata uğrayan Mazdek taraftarlarının Komünizm mahiyetindeki hareketleri, İslam istilasından sonra da türlü adlar altında zuhur etti. Babek isyanı, İslam alemi için teşkil ettiği tehlike bakımından, bunların en ehemmiyetlisi addolunabilir." [7] "Onun (Babek'in) babası Median'lı, yağ satan bir kişi idi." Babasız büyüyen ve çobanlık yapan Babek daha sonra Yezidi bir aile olan "Şabl ibn Mengi Ezdi'nin yanında 18 yaşına kadar kalmıştır. Cavidan adında, bölgede etkin olan bir kişi tarafından, hizmetçisi olarak alınarak Bezz dağında bulunan yerleşim alanına götürülmüştür. Cavidan'ın ölümüyle birlikte, Cavidan'ın tüm ekonomik ve siyasi değerlerinin tek temsilcisi olan Babek, Mazdekçi yaşam tarzını yaygınlaştırmak amacı ile halkları İslam devletine karşı birlikte olmaya çağırmış çok kısa zaman aralığında, büyük başarılar elde etmiştir. İslam Tarihçileri Babek için daha öncede İslam karşıtı hareketler için ne söylemişlerse Babek içinde tekrarlamışlardır. Babek'in etnik yapısına ilişkin veri yok denecek düzeydedir. Ortaya koymuş olduğu felsefe, özlediği düzen, etrafına topladığı halklar mozaiği, etnik kişiliğini önemsiz hale getirmiştir. Çünkü Babek ezilen bölge halklarına ortak bir vatan, özgür bir gelecek vaat etmiştir. Babek'in yirmi yıl boyunca yaşattığı, özgür ve eşitlikçi devlet model, bölge halkları için önemli bir rehber işlevi görmüştür. Bundan sonraki tüm ayaklanmalar, yaşadıkları düzenin yeniden inşası için olmuştur. Babek'in sağlam ve devrimci kişiliği içinde İslam tarihçileri istemeyerek de olsa "O düşüncelerinde tavizsiz ve çok gururlu bir kişiliğe sahip idi." sıfatını kullanmışlardır. Abbasilerce esir alınan oğlunun ve bir mektupla kendisine teslim olması için çağrıda bulunması karşısında "O benim oğlum değilmiş, ona söyleyin bir gün özgür yaşaması, 40 yıl esir ve hakir olarak yaşamasından iyidir." dediği belirtilir. Abbasilerin altı düzenli ordusunu yenen Babek, kurmuş olduğu adil, özgürlükçü devlet düzeni ( ilkel-sosyalist model) Abbasi devletinin sürekli baskısı ile karşılaşmıştır. Altı düzenli ordusu imha edilen İslam devleti, Babek' i ve kurduğu düzenin nasıl yok edeceği hususlarında sürekli plan yapmasını zorlaştırmıştır. Babek'in ordularına karşı başarısız olan İslam devleti, Emeviler zamanında başlayan ancak kurumsallaşamayan ordu teşkilatına özel kuvvetler diyebileceğimiz maaşlı ve tarihte Hassa ordusu olarak anılan ve tamamen Orta Asya steplerinden getirilen Türklerden oluşan bir ordu kurarak Babek'i yenebilmişlerdir. Yirmi yıl süren savaş için tarihçiler İslam orduları tarafından yüz binlerce canın katledildiğini yazmışlardır. Afşin bir meydan muharebesinde sahte ricatla kaçmış ve Babek' tuzağa çekerek seksen binden fazla Babek askerini öldürmüştür." Bir halk kahramanı, özgür birleşik demokratik ve de eşit paylaşmaya dayanan bir devletin yaratıcısı, "ilkel-komünist gerilla" olan Babek bir ihanet sonucu İslam'ın şeriatçı ellerine teslim edilir. İnsanlık dışı işkencelerle ölüme yollanır. Gördüğü işkenceler sonucu fiziksel yenilgisini gizlemek için kanların aktığı kolunu yüzüne sürerek, çektiği acıyı gizlemek kararlılığını ortaya koymuştur. Babek başkaldırısı , özel savaş yöntemleri ile bastırılmış ancak bölge halkları üzerinde muazzam bir etki bırakmıştır.İslam devletine karşı Babek'in geliştirdiği mücadeledeki başarısı esas olarak bölge halklarının birlikteliği ile ilgilidir.Babek'ten önce bir dünya imparatorluğu şekline dönüşen İslam devleti ,başkaldırıdan sonra Bağdat merkezli bir devlet şeklini almıştır. Ezilenler yoksullar, baskı altında tutulan halklar, her süreçte, Babek ve benzeri kahramanların önderliğinde , baskıya , zulme ve sömürgeciliğe her fırsatta başkaldırmışlardır.Bu başkaldırılarda her zaman bir kahraman yaratılmıştır.Mücadele içinde , yaratılan kahramanlar , halk önderleri , tarihteki onurlu yerlerine doğru bir şekilde oturtulmuşlardır. Kawa'dan Babek'e, Hallacı Mansur'dan Hasan Sabbah'a, Nesimi'den Pir Sultan'a, Mustafa Suphi'den Deniz Gezmiş'e kadar olduğu gibi.
[1] Nefisi Said, Babek, Berfin Yayınevi, 1998, İstanbul 1. Baskı
[2] Şeriati ,Ali, Dinler Tarihi, Seçkin Kitaplar Yayıncılık
[3] Hançerlioğlu, Orhan, Düşünce Tarihi, Remzi Kitapevi, Dördüncü Basım, İstanbul 1983.
[4] Ebu Cafer, Tarihi Taberi Tercemesi, Can Kitabevi, Konya 1974.
[5] Nizamülmülk, Siyasetname, Dergah Yayınları, 1995 İstanbul.
[6] İslam karşıtı hareketlere bu dönemde Hürremiye adının verilmesinin nedeni, karşı duruşun ve talebin kamucu niteliği ile ilgilidir. "Her türlü zevki mübah" gören ve küçük düşürme gayesi ile Farsça'da hoş, güzel, zevke uygun anlamına gelen Hürremiye adının kullanılmasının İslamcılar tarafından "Hurremi şehvetlere uyan ve bunları helal edinen anlamındadır… Hurremi kelimesi hoş anlamındaki kelimeden türetilmiştir. Çünkü bu mezhep her şeyi hoş ve mübah karşılamıştır. İçkiyi ve diğer haramları mubah saymıştır."özellikle seçildiği anlaşılmaktadır.
[7] İslam Ansiklopedisi, Cilt 2, M.E.B, İstanbul. 1993.

islam aristokrasisi ve seriat duzenine karsi tarihteki isyanlar

dört halife devrinden itibaren (632-661) fetihler sayesinde geniş bir coğrafyayı egemenliği altına alıp yöneten arap müslümanların fethettiği bölgelerde müslüman olmayanları müslümanlardan, müslümanları da kendi içlerinde arap ve diğer milletler olarak ayırıp eşit haklardan yararlandırmamasıyla bir islam aristokrasisi ortaya çıkmıştır.
fetihler esnasında kılıç zoruyla islamı kabul eden çeşitli kavimler oluşmuştur. bu kavimler tarihçiler tarafından mevali adıyla anılırlar.
boyunduruk altına alınmış mevali kitlesi ile arap olmayan müslümanlar fetihlerin ilk şoku atlatıldıktan sonra, efendileri araplarla eşit haklara sahip olma çabası içine girmişlerdir. aslında teorik bakımdan bu mümkündü. zira islam anayasası müslümanların ırk farkı olmaksızın müslümanların kardeşliğini savlıyordu. ancak pratikte bu böyle olmadı. nitekim bu eşitsizlik nedeniyle islam aristokrasisine ve şeriat düzenine karşı birçok ayaklanmalar görüldü. bazıları o kadar başarılı oldu ve o kadar geniş bir tabana yayıldı ki emevilere ve abbasilere kök söktürdü.

bu ayaklanmalar temelde eşitlikçi ve özgürlükçü, kominal bir düzen istediler.
aşağıdaki başlıklarda zamana yayarak bu isyanları sebep sonuç ilişkisi içerisinde açıklamaya çalışacağım. kronolojik sıralama şudur:







islam aristokrasisi ve seriat duzenine karsi muhtar ul sakafi isyani
dört halife devrinden itibaren (632-661) fetihler sayesinde geniş bir coğrafyayı egemenliği altına alıp yöneten arap müslümanların fethettiği bölgelerde müslüman olmayanları müslümanlardan, müslümanları da kendi içlerinde arap ve diğer milletler olarak ayırıp; eşit haklardan yararlandırmamasıyla ortaya çıkan islam aristokrasisine karşı ilk eşitlikçi girişimde bulunan kişi muhtar-ül sakafidir.
muhtar 684 yılından itibaren müslüman olmalarına karşın araplarla eşit muamele görmeyen acem, nabati, süryani gibi halkların ayaklanmasına liderlik etmiştir. . isyana islam aristokrasisi tarafından ezileneşraf takımı ve bedevi arap oymakları da destek vermiştir.
temelde muhtar'ın istediği şey arap müslümanlarla eşit haklara sahip olmak ve yolsuzluk ile rüşvet batağına batmış emevi despotlarıyla halk için mücadele etmektir. sosyal programında hakça bir düzen kurmak, müslümanlar arasında zengin/yoksul, efendi/köle ayrımına son vermek, dünya nimetlerinden herkese eşit pay vermek, "müslümanlar kardeştir" kuramından hareketle ırk ayrımı yapılmadan tüm müslümanların haklarını korumak, arapların imtiyazlarına son vermek, zayıfların yanında yer almak, kimsenin hakkını yedirmemek, savaşta ve barışta birlik olmak vardır. (kaynak: faik bulut'un iki kitabı: 1.ebu müslim horasani 2.karmatiler, berfin yayınları)

isyan neticesinde küfe'de hakimiyet sağlanmış ve cumhuriyet modelinin hatları kabaca uygulanmaya başlanmıştır. ancak yoksullarla aynı haklara sahip olmak istemeyen imtiyazlı eşraf takımı emevilerle anlaşmış, hareketin yenilmesine ve cumhuriyet modelinin yarıda kalmasına sebep olmuştur.
sonuçta hareketin lideri muhtar-ül sakafi ve yandaşları asılmış ancak islam aristokrasisi ve eşitisizliğiyle mücadelenin fikir babası olarak daha sonraki halk hareketlerinin yolunu açmıştır. (kaynak: farhad daftary, tarih ve doktrin isimli kitabı)

islam aristokrasisi ve seriat duzenine karsi hurremiler cumhuriyeti


temel mantığını muhtar-ül sakafinin düşüncelerinden almış ve emevilerin araplarla diğer müslümanlara eşit muamele etmemesine karşı bir isyan hareketi neticesinde kurulan cumhuriyettir. .

isyanı 748 yılında, merv kentinde ebu müslim horasani başlatmıştır.iki yıl içerisinde şam'a kadar gidilerek şam ele geçirilmiş ve emeviler tahttan indirilmiştir. ele geçirilen bölgelerde islam aristokratı emeviler gibi taraflı değil eşit bir yönetim anlayışını benimnsemiş, müslüman olmayanlarla müslümanlar, arap olanlarla olmayanlar birbirinden ayırt edilmemiştir. kurulan yönetim anlayışı günümüz cumhuriyeti gibi olmasa da cumhuriyet olarak nitelendirilebilir.
ancak ebu müslim'in eşitlikçi cumhuriyet modeline tahammül edemeyen abbasiler 755 yılında kendisini hileyle katletmişlerdir. ancak bu abbasilere de pahalıya patlamış, ebu müslim'in abbasilerce öldürüldüğünü duyan iran ve horasan'daki halk ayaklanarak toplu halde müslümanlığı terketmeye ve eski inançlarına dönmeye başlamışlardır (kaynak: said nefisi: babek, sf:25-35, faik bulut: horasan kimin yurdu sf:157)

ebu müslim'in ölümüne ve cumhuriyet devletinin kalkmasına karşı isyanlar bitmek bilmemiştir.
nişapur, bagdis, herat, horasan, sistan şehirlerinde isyanlar yıllarca devam etmiştir (kaynak recep uslu: hicri 1 ve 2. yüzyıllarda horasan tarihi, sf:126-127).

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi
 Mehmet Özmenli

Harita üzerinde Ortadoğu, batı-doğu doğrultusunda, yaklaŞık 4900 km, güney-kuzey
doğrultusunda ise yaklaŞık 3100 km‟dir. Bu alan içindeki ülkelerin yüzölçümü yaklaŞık
5178000 km² kadardır.1 Ortadoğu güneyde; Hint okyanusunun uzantısı olan Umman Denizi,

Basra, Aden körfezi ile Kızıldeniz, batıda; Doğu Akdeniz ve Ege Denizi, kuzeyde; Marmara,
Ege ve Karadeniz‟le, doğuda ise Hazar ile çevrilidir.

Ortadoğu, Asya ve Afrika kıtalarının en önemli su kaynaklarının olduğu ve bu
kaynakların beslediği bereketli toprakların bulunduğu bölgedir. Nil, Fırat, Dicle, Aras gibi
önemli ırmakların bulunduğu bu coğrafyada Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Ġran
medeniyetleri ortaya çıkmıŞtır.

Nil‟in armağanı2 olan Mısır uzun süre coğrafi konumunun sağladığı avantajı
nedeniyle istilalardan uzak kalmıŞtır. Ancak geliŞmenin getirdiği imkânlarla Ġskender,
Helen, Roma, Bizans, Arap ve Türk egemenliklerine girmiŞtir.

Mezopotamya, doğudan gelen Sümerlerin ardından Sami ırkından Akkad, Babil ve
Asurîlerin egemenliği sonrası Helen, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi ve Türk egemenliği
yaŞamıŞtır.

Anadolu birçok topluluğa mekân olmuŞtur. Buna bağlı olarak Avrupa‟dan gelen Hitit
ve Frig; Asya‟dan gelen Urartu; Mezopotamya‟dan Asur; İran‟dan Pers; İçasya‟dan İskit ve
Kimmer, yine batıdan Roma ve Bizans; Arap yarımadasından Emevi, Abbasi ve nihayet
Asyalı Türk egemenliğini yaŞamıŞtır.

İran‟da ise Med, Pers, Sasani, Emevi, Abbasi, Samanoğulları, Selçuklu egemenlikleri
önemlidir.

Moğol baskısı Ortadoğu‟nun bu alanlarının önemli bir kısmını kasıp kavurmuŞtur.

Bölgenin, bu kadar topluluğu cezbetmesinin en önemli nedeni iklim Şartlarının
uygunluğu, verimli toprakları, suların bolluğu ve yeraltı kaynaklarının zenginliğidir. Ayrıca
bilinen eski karalarla (Asya, Afrika ve Avrupa) bağlantı noktasında olması da önemlidir.

Müslümanlık, Musevilik, Hıristiyanlık gibi semavi dinler Ortadoğu‟dan baŞlamak
üzere tüm dünyaya yayılmıŞtır. Semavi anlayıŞlara göre bu bölge peygamberler coğrafyası
olarak bilinmektedir. Yeni din anlayıŞları getiren peygamberler ve taraftarları burada
zulümlerle karŞılaŞmıŞlardır. Hz. Ġbrahim, uğradığı zulümler dolayısıyla Sümer coğrafyası
olan Mezopotamya‟dan (Nemrut diye bilinen Akkad Kralı I. Sargon zamanında) 3 Mekke‟ye
uzun bir yol kat ederek gelmiŞtir. Hz. Musa4 taraftarları sürgünler yaŞamıŞlar, Hz.
Muhammed ve ümmeti hicret etmek zorunda kalmıŞtır.5

Etnik, dini ve bunların mezhepsel farklılıklarının yoğun olduğu Ortadoğu, buna bağlı
olarak insanlık tarihinin en fazla çatıŞmalara sahne olan mekânıdır. İnanç mensupları
kendilerinden ayrılmaları kabullenemediklerinden, iktidarları
ayrılanların iŞkencelerle öldürülmelerine neden olmuŞlardır.6

Ortaçağ‟da Ortadoğu‟nun bir parçası olan Anadolu‟da Türkler, bölgenin kuzey-doğu
bölümünde Sasaniler ve güney plato bölümünde de Arapların varlığı coğrafi bir karakter
olarak müŞahede edilmektedir. Köken bakımından ayrı olan bu üç grubun birbirlerine çok
yakın olması ve tarihî devreler içinde bu grupların birbirleri aleyhine saha kazanması; onları
kendi kültürlerinin baskısı altına almıŞtır. Bu durum gruplar arasında kaynaŞma ve dostluk
yerine anlaŞmazlıklar ve düŞmanlık hislerinin doğmasına; hatta bölgedeki etnik grupların
daha fazla parçalanmasına neden olmuŞtur. Mesela Kafkasya‟da Azeri, Çerkes, Çeçen,
Abhaz, InguŞ (Gürcü, Ermeni); Anadolu‟da Türk, Kürt, Zaza, Çerkes, (Süryani, Ermeni,
Rum); Arap yarımadasında Arap, Türk, Kürt, Asurî, Çerkes, (coğrafi terimle Filistinli,
Ürdünlü); Mısır‟da Kıpti, Berberi, Arap; Ġran‟da Fars, Türk, Kürt, Hazara (inançları gereği
ateŞ gedeler) vb. bilinenlerin en belirgin olanlarıdır.

ġüphesiz bu bölünme veya parçalanmada bölgenin coğrafi yapısının ilk sırada
olduğu unutulmamalıdır. Bölgenin içindeki geçim sahalarının çöller (Sina) veya kuru
stepler, sarp dağlar(Zagros, Elbruz), nehirler (Arpaçay, Çoruh, Asi) bu bölge içinde yaŞayan
insanları evvela Şekil bakımından birbirinden ayırmıŞtır. Ayrıca sosyal ve ekonomik sebepler
de bu ayrılmaya tesir etmiŞtir.7

Bölgede konuŞulan dillerin sayısı çok olmakla beraber, en baŞta Türkçe, Arapça ve
Farsça yer alır. Bunları Ermenice, Kürtçe, Kafkas dilleri ve Süryani dilleri takip eder. Bu
dilleri konuŞan grupların birbirleri ile karıŞmıŞ olması ve bu karıŞımdan çok çeŞitli lehçelerin
doğmuŞ olması, bölgede farklılıkları artıran bir özellik ortaya koymuŞtur. 8

Ortadoğu‟nun semavi dinlerinden Hıristiyanlık‟a ait; Ġskenderiye‟de Mısır‟ın
Koptik; Antakya‟da Melkit; Anadolu‟da Anadolu‟da Son yüzyıllarda , Gregoryenler,
Katolikler, Maronitler ve nihayet Protestanlar olmak üzere birçok mezhep ortaya çıkmıŞtır.
Museviler, evvela M.Ö. 772 tarihinde Asur egemenliği, Babil Kralı Nabukadnezar
zamanında Kudüs alınınca M.Ö. 586‟da Babil‟e sürgün edilmiŞ, M.S. 71‟de de Romalıların
iŞkence ve zulmüne uğramıŞlardır.9 Müslümanlara gelince önce ġii ve Sünni olarak
ayrılmıŞlar, sonra Sünniler kendi aralarında 4 mezhebe, ġiiler ise 12 gruba ayrılmıŞlardır. Bu
ayrılmalar farklılıkların değer ve derecesini göstermesi bakımından önemlidir.10

ÇatıŞmalar olsa da, farklılıklar Ortadoğu‟ya medeniyetlerin beŞiği olması fırsatını
tanımıŞtır. Bu medeniyetin oluŞumunda Türk, Fars, Arap ana unsurların yanı sıra Nesturi,
Ermeni, Kürt, Süryani, Kıpti, Rum vb. unsurların katkıları olmuŞtur. Emevi, Abbasi,
Selçuklu ve Osmanlıların Ġslam medeniyetleri buna örnektir.

Ortadoğu‟nun son semavi dini Ġslam, bayrağı altındaki farklı ırk veya sınıflardan tüm
insanlara eŞitliği sağlayan yeni bir sosyal düzeni haber veriyordu. Kur‟an‟ın asıl mesajı;
bütün tezahürleri ile Ġlahi Birliği (tevhid) sağlamaya yönelikti. Yani yaratılmıŞların her
hallerinde en büyük sanatkâra mutlak bağlılıklarının ilan edilmesiydi. Müslümanlardan biri

Sarıkçıoğlu eserinde Yahudileri örnek vermektedir. (Sarıkçıoğlu, a.g.e, s. 132.)
Necdet Tunçdilek, Güneybatı Asya, Güven Basımevi, Ġstanbul, 1968, s. 85.
8
Tunçdilek, a.g.e, s. 86.
9
Tunçdilek, a.g.e, s. 87.
10
Tunçdilek, a.g.e, s. 87.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

rahatsızlandığında tümüyle acı çeken ve vücuda benzeyen yapısıyla bir bütün oluŞturmasını
isteyen Ġslamiyet, yalnızca ırk ve sınıf ayrımını reddetmekle kalmıyor, aynı zamanda eŞi
görülmedik bir dayanıŞma ve kardeŞliği destekliyordu. Ayrıca yalın bir demokrasi
anlayıŞının olduğu da varsayılabilir.

Arap Emevilerinin mevalisi11 olarak devletin egemenlik sahasına dahil olan Ġranlı,
Orta Asyalı veya diğer Arap olmayan insanlara, Müslüman olmayan halkına kıyasla iyi
davranılmasına rağmen, bu insanlar Arap Müslümanlarla kıyaslandığında sosyo–ekonomik
ve etnik statüleri bakımından daha aŞağıda kabul edilmekteydi.

Ġslâm dini, süratle yayılması nedeniyle baŞka medeniyet ve dinlerle de karŞı karŞıya
gelmiŞti. Süratle geniŞleyen Ġslâm memleketinin her tarafında birçok mezhep ve meslekler
vücut bularak birbiriyle Şiddetle çarpıŞmıŞtır. 12 Ayrılıklar Ġslâm tarihinin ilk zamanlarından
itibaren var olsa da Hz. Peygamber bunu bertaraf etmiŞtir. O‟nun vefatı ile siyasi güçlerin
tavrına göre değiŞim arz etse de ayrılıklar daha bariz bir hal almıŞtır.

2. İslâm Öncesi Ayrılıkların Temeli: Kabilecilik

Arap halklarının geleneksel kabile ve aile yapısı, Ġslam toplumunun bir parçası
olarak kalmıŞ, putperest davranıŞlar yeni anlamlar kazanmak suretiyle muhafaza edilmiŞ13 ve
Ġslam dayanıŞmasının yanında yeni anlamıyla bedevi kimliği devam edebilmiŞti. KureyŞiler,
M.S. V. yüzyıldan itibaren Mekke‟yi yönetmeye baŞlamıŞlardır. Hz. Muhammed‟in mensubu
olduğu HaŞimilerle, diğer sülale Ümeyyeoğulları KureyŞ kabilesinin kolları idi. Ġslamiyet‟ten
önce ordu iŞlerine Ümeyyeoğulları, idare iŞlerine ise HaŞimoğulları bakardı. Bundan dolayı
yoğun rekabet içindeydiler. Bu rekabet Ġslâmiyet‟in gelmesiyle farklı bir boyut kazandı.
Ümeyyeoğulları Ġslâm‟a engel olmaya çalıŞırken HaŞimoğulları destek vermiŞlerdir.
Ümeyyeoğullarının ileri gelenleri, ancak Mekke‟nin fethinden sonra Müslüman olmuŞlardı.
Hz. Peygamberin vefatından sonra Müslümanlar karŞılarına çıkan problemleri çözmek için
Kur‟an ve Hz. Peygamber‟in uygulamalarını dikkate almıŞlardı. Ġslâm dünyasında ilk ciddi
problem Hz. Muhammed‟in ölümünden sonra idareci seçiminde olmuŞ, ancak kısa sürede
çözüme kavuŞturulmuŞtu.

Asıl sorun zihinleri iğfal eden olağanüstülük yüklenen insanların varlığıdır. Ġslâm‟da
zâhir ve bâtın olmak üzere iki bilgi türünün bulunduğu görüŞü ilk defa ġiiler tarafından
ortaya atılmıŞtı. Hz. Ali henüz hayattayken çevresinde toplanan bazı kimseler ondan baŞka
hiç kimsenin bilmediği bir bâtın ilminin varlığından söz etmiŞlerdi. 14 Hz. Ali bunu reddetse
de birileri -özelliklede Abdullah b. Sebe15- iddialarına devam etmiŞtir.

Ümeyyeoğullarından Ebu Süfyan oğlu Muaviye iktidarı zorla elde ettikten sonra
devletin temel anlayıŞı Hz. Osman‟ın kan davası üzerinden kabilecilik olmuŞtur. Derin

Corci Zeydan eserinde Mevali: “asıl memleket halkından olup ırk bakımından fatihlere mensup olmayan ve Ġslâmı
sonradan kabul edenler.” Şeklinde tanımlamaktadır. (Corci Zeydan, Ebu Müslim Horasani, Yay. Haz. Halit Fesih
Kalkan, Elif Kitabevi, Ġstanbul, 2010, s.7, dpn. 1.)
12
M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Diyanet ĠŞleri BaŞkanlığı Yayınları, 1976, Ankara, s.
15.
13
Ira M. Lapidus, “İlk Dönem İslam Toplumlarında Kurumsallaşma”, Çev. Ahmet Çekin, Ġ.Ü. Ġlahiyat Fakültesi
Dergisi Bahar, Ġstanbul, 2010/ 1(1) 309.
14
Süleyman Uludağ, “Batın İlmi”, ĠA, TDV, C. 5, Ġstanbul, 1992, s. 188.
15
Yahudi kökenli olduğu iddia edilmektedir. (Ethem Ruhi Fığlalı, “ Abdullah b. Sebe”, ĠA, TDV, C.1, Ġstanbul,
1988, s. 133.); Sebeiyye diye bir zümreninde kurucusu olmuŞtur. . (ġehristani, Milel ve Nihal, Çev. Mustafa Öz,
Litera yayıncılık, Ġstanbul, 2008, s. 159 vd); Claude Cahen, İslamiyet, Çev. E. N. Erendor, Bilgi Yayınları, Ġstanbul,
2000, s. 57.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

ayrılıklar da bu dönemde baŞlamıŞtır. ġiiler, Hariciler ve Zübeyriler Emevilere karŞı
muhalefet etmeye baŞlamıŞlar hatta daha ileri giderek zamanla ayaklanmıŞlardı. Emevi
devletinde valiler halka eŞit muamele etme ve güzel davranma konusunda kusur etmiŞlerdi.
Buda mevali kavimlerin gitgide öfkelenmesine ve kin beslemesine yol açmıŞtı.

3.İran’da İslam’ın Kabulü ve Türkler

Ġran‟da, halkla hanedan arasındaki uçurumun giderek derinleŞtiği ve sınıflar
arasındaki farklılıkların günden güne büyüdüğü bir sırada, komŞu Arabistan‟da, tek tanrıya
inanan, eŞitlik ve birlikten bahseden bir din, parçalanmıŞ Arap kabilelerini birleŞtirmekte ve
onları bu yeni ideolojinin etrafında toplamaktaydı. Devletin zulmünden ve eski inançlarının
da din adamları tarafından bir baskı unsuruna dönüŞtürüldüğünü gören Ġran halkı, bu yeni
dinin getirdiği mesajları kendi kurtuluŞu olarak görüyordu.

Ġslam devleti Muaviye ile birlikte kutsal hedeflerinden saptırılmıŞtı, zira
Muaviye‟nin hilafete gelmesinden sonra (661) Ġslamiyet‟in ilk yıllarındaki seçkin halifeler
yerini despot idarecilere bırakmıŞtı. GeniŞ bir alana yayılan Arap Emevi Devletini tek parça
haline getirmek ve merkezi hükümetin kontrolü altında tutabilmek için Ġslami halifelik
kurumunu, Arap asil sınıfına dayanan bir Arap monarŞisisine dönüŞtürmüŞtü. 16 Muaviye ve
ondan sonraki Emevi Halifeleri idarenin siyasal boyutuna ağırlık vererek dini faktörleri
ikinci plana attılar. ĠŞte bu tutumları Ġran‟dakilerde hayal kırıklığı meydana getirdiği için eski
inançlarını Ġslâm‟a monte etmek suretiyle yaŞatabilmiŞlerdi.

Muaviye‟nin, Arap ırkçılığına dayalı Ġran ve doğusundaki toplulukları ĠslâmlaŞtırma
siyaseti Türkistan halkına da cazip gelmiyordu. Ayrıca 705–715 yıllarında Emevi halifesi
olan Velid b. Abdülmelik‟in Horasan valiliğine atadığı Kuteybe‟nin 17 Türkistan halkını
çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirmesi Türk halkında Emevi saltanatına karŞı derin nefret
uyandırmıŞtı. Yerli halka bir nevi soykırım uygulayan Ġbn Kuteybe, Buhara‟yı ele
geçirdikten sonra Türklerden oturdukları evlerinin yarısını Arap ailelere vermelerini
emretmiŞti.18 Bu siyasetiyle Türkleri anane, gelenek ve kültürlerinden yoksun bırakıp
AraplaŞtırmayı amaçlamıŞ olan Kuteybe, uygulamaya direnen Türk ailelerini türlü
iŞkencelerden geçirerek sindirmeyi baŞarmıŞtı. Emevi nefretine rağmen, 681‟de Kerbela‟da
Hz. Hüseyin‟in Şehit edilmesi sonucu Ġran‟a göç eden Hz. peygamberin torunlarının lehine
Horasan ve Maveraünnehr (AŞağı Türkistan) bölgelerinde derin bir itibar oluŞmuŞtu.
Emeviler tarafından mağdur edilen Ehlibeyt‟in Ġslâm‟a davet çağrıları Türkler arasında
büyük rağbet görmüŞtü.

Emevi sultanlığının kurucusu Muaviye‟nin, oğlu Yezid‟i kendi yerine atamasıyla
hilafetin ikinci kez Şahsi çıkar ve saltanata dönüŞtürüldüğünü gören Ehlibeyt ve taraftarları
Irak bölgesinden sonra tüccar adı altında Horasan bölgelerine giderek, Kur‟an ve Ehlibeyt‟e
dayalı Ġslâmiyet‟in ve hilafetin hâkimiyetini sağlamaya çalıŞmıŞlardı. Önceleri Hz. Hüseyin,
sonra da Abdullah b. Zübeyr‟in baŞlattığı mücadele, Haccac b. Yusuf‟un ağır baskı ve
zulümlerine rağmen Ġmam Zeyd‟in Şahsında zirveye ulaŞmıŞtı. Daha çok Horasan yöresinde

Bernard Levis, Tarihte Araplar, Çev. H. Dursun Yıldız, Ġ.U.E.Fak. Yay., Ġstanbul, 1979, s.74-75.

Et-Taberi, Tarihu’r- Rusûlü ve’l- Mülük, nŞr, M. J. De Goeje, C. 8, Leiden, 1885–1889,s. 1178; Ġbnü‟l-Esir,
a.g.e, C. 4, s. 469 vd; C. Brockelman, İslâm Milletleri ve Devletleri Tarihi, Çev. NeŞet Çağatay, C. 1, Ankara,
1964, s. 75; el- Belazuri, Fütühu’l- Büldân, Çev. Mustafa Fayda, TTK Basımevi, Ankara, 2002, s. 215.
18
A. Wambery, Tarih-u Buhara, Çev. Ahmed Mahmud es-Sadati, nŞr, Yahya el-HuŞŞab, Kahire, 1965, s.67; T. W.
Arnold, İntişar-ı İslâm Tarihi, Akçağ Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1982, s. 216; H.A.R. Gibb, Orta Asya’da Arap
Fütuhatı, Çev. M. Hakkı, Ġstanbul, 1930, s. 34.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

geliŞen mücadele HiŞam‟ın direktifiyle Horasan valilerince sıkı bir Şekilde izleniyordu.
Ġmam-ı Azam Ebu Hanife Zeyd‟e yazdığı mektupta; “Deden Hz. Peygamber için Bedir
savaŞının önemi ne ise Emevi zalimlerine karŞı baŞlattığın kıyam da senin için aynı anlamı
taŞımaktadır. Kendim sana yardıma gelemiyorsam da öğrencilerimden bir gurubu senin
yanında savaŞmaya gönderiyorum.” diyordu. Ebu Hanife öğrencileriyle Ġmam Zeyd‟e bin
dirhem para yollayarak Zeyd‟in bu mücadelesine destek vermiŞtir. 19

Ömer b. Abdülaziz‟in, “mühtedilerden haraç almamak, her tarafta kervansaraylar ve
hastaneler vücuda getirmek, adil bir idare kurmak” fikri layıkıyla tatbik edilseydi,
Maveraünnehr pek çabuk MüslümanlaŞacaktı; fakat Emeviler‟in zalim ve menfaatperest
siyaseti buna engel oldu. Türklerle uzun süre savaŞ yapıldı. Bu dönemde Çinlilerin saldırıları
artınca ve Ebu Müslim‟in yolladığı Ziyad b. Salih kumandasındaki ordu Karluk Türklerinin
de yardımıyla mağlup edilince, Türklerin ĠslamlaŞma süreci baŞlamıŞ oldu(H. 133-M. 751).20
Ġslâm‟ı benimseyen Türkler Emeviler‟in sosyal yapı olarak oluŞturdukları mevali adı verilen
Arap olmayan Müslümanlar sınıfına dâhil edilmiŞlerdir. Türkler askeri cephenin liderliğini
yaparken yeni devletlerin kurulmasına ya da kendileri devletler kurmaya muktedir
olmuŞlardır. Bu etkinliklerini bazen doğrudan kendileri, bazen de mensubu oldukları mezhep
ve meslekler vasıtasıyla gerçekleŞtirmiŞlerdi. Yani bir Şekilde siyasi erki oluŞturmada aktif
rol almıŞlardı.

Türklerin gittikçe artan taarruzlarıyla zaten yıkılmaya hazır hale gelmiŞ olan Sasani
saltanatı Arap kılıcı karŞısında önce boyun eğmiŞ, sonra Ġranilik, Hz. Hüseyin 21 ve evladını
Sasanilerin varis ve takipçisi sayarak, “Ehlibeyt‟in hukukunu müdafaa” perdesi altında Arap
milliyetine ve Ġslâm dinine karŞı çıkmıŞlar ve mücadele etmeye baŞlamıŞlardır. Eski bir
medeniyetin kolayca yok edilemeyeceğini (ZerdüŞt akidelerini Ġslâm kisvesi altına sokmak
suretiyle) açıkça göstermiŞti.22 Ġslâm memleketlerinin her tarafında çeŞitli mezhepler ve
meslekler hüküm sürmekte ve hükümdarların Şahsi ihtirasları bunların geliŞmesine büyük bir
saha bırakmaktaydı.23

Arap olmayan halkların özgürlüğü yönünde sözler söyleyen ve bu temel çizgiyle
ortaya çıkan Abbasiler, Emevilerden çokta farklı davranmamıŞlardı. Büyük binalar inŞa
etmek, harir elbiseler giymek, altınlarla süslenmek, Abbasilerin yeniliklerinden olmuŞtu. 24
Ümeyyeoğullarına mensup insanları kılıçtan geçirmiŞler böylece Ortadoğu yeni bir kan
dökücülük yaŞamıŞtır. 25

Ġbn Abdülber en-Nemeri, el-İntika fi feza’ili’ş-selaseti’l-e’immeti’l-fukaha, Kahire, 1350, s. 170;Halim Sabit
ġibay, “Ebu Hanife”, ĠA, MEB, C. 4, Ġstanbul, 1978, s. 24; Mustafa Uzunpostalcı, “ Ebû Hanife” ĠA, TDV, C. 10,
Ġstanbul, 1994, s. 133.
20
Köprülü, a.g.e, s. 13.
21
Arnold, eserinde Ġslamiyet‟in Ġran‟da yayılma gerekçelerini saydıktan sonra bir gerekçe olarak ta Hz. Hüseyin‟in
Sasani hükümdarı Yezdicerd‟in kızı ġahbanû ile evlenmesi halkın teveccühünü artırdığını yazmaktadır. (Arnold,
a.g.e, s. 212.)
22
E. Blochet, Etudes sur l’histoire religieuse de l’İran, Leroux, 1889, s. 20.
23
ġehristani eserinin dördüncü mukaddimesinde ayrılıkları ve ayrılıklara zemin hazırlayan hükümdarları
zikretmektedir. Ayrıca eserin diğer bölümlerinde de bu düŞüncemizi destekler mahiyette bilgiler vardır. (ġehristani,
a.g.e, s. 33 vd.)
24
Cahız, risalesinde IX. yüzyılda, Bağdat merkezli doğu Ġslam toplumunda, mücevherler, kıymetli taŞlar, parfümler,
nadir ticaret malları ve avcılıkta yararlanılan av kuŞları gibi daha çok zengin tabakayı ilgilendiren konulara ve
kısmen de toplumun diğer sosyal tabakalarını ilgilendiren hususlara yer vermiŞtir. (M. Mahfuz Söylemez,
“Cahız’ın et-Tebessur bi'tticare adlı risalesi”, A. Ü. Ġlahiyat Fak. Dergisi, c. 42, Ankara, 2001, s. 305.)
25
K. V. Zettersteen, “ Abbasiler”, ĠA, MEB, C. 1, Ġstanbul, 1978, s. 18.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

Doğudaki Ġslam topraklarında Arap yöneticiler ile diğer Arap olmayan halk arasında
bu Şekilde devam ettirilmiŞ bir husumet vardı. Doğrusu Suriye ve Irak‟ta bulunan halifeliğin
iktidar merkezlerinden uzakta bulunan Ġran topraklarında, özellikle Horasan ve
Transoxania‟nın (Türkçesini yazalım) doğusunda bulunan ücra bölgelerde26 geliŞigüzel
ĠslamlaŞtırılan insanlar, Arap kurallarına hatta bazen Ġslâm‟a isteyerek boyun eğmemiŞlerdi.
Bilinen ayaklanmalara yol açan farklı dini-politik düŞünce, fırkalar ve mezhebi hareketler
Orta Asya, Horasan ve Ġran topraklarının diğer bölgelerinde yoğunlaŞmıŞtı. Bunların hepsi
kurulu halifeliğe karŞıtlığını vurgularken, bölgedeki birçok hareket, ZerdüŞtlük, Mazdekizm
ve diğer Ġran geleneklerinden kaynaklanan Arap ve Müslüman karŞıtı duygularını açıkça
göstermiŞtir. Ġran Müslüman oldu; ancak Eski Ġran geleneği de tamamen ortadan kalkmadı.
Bu topraklarda ortaya çıkan Ġslâm mezheplerinde eski inançların izlerini bulmak
mümkündür.27

Bâtıni anlayıŞlardan Enkarnasyon (Hulul)28 “bir Şeyin mevcudiyetinin diğerinin
mevcudiyeti ile aynı olması manasındadır. Ġlahi zat‟ın veya sıfatların, yaratıklardan birine,
bir kısmına yahut tamamına intikal edip, onlarla birleŞmesi, Allah‟ın insan veya baŞka bir
maddi varlık görünümünde ortaya çıkması” diye tanımlanmıŞtır. ġamanizmle intikal etmiŞ
gibi görünmekle beraber gerçekte tipik Budist inançlardır. Büyük bir ihtimalle, daha Orta
Asya'da Budizm‟in Türkler tarafından kabulü esnasında geçmiŞtir. M.S. VI. yüzyıldan
itibaren Göktürkler ve daha sonra da Uygurlar arasında uzun zaman Budizm‟in mevcudiyeti
de düŞünülürse, Türklerdeki hulul inancına baŞka bir kaynak aramak fuzulidir. 29 Hulul inancı
biraz incelendiğinde Budizm ve ZerdüŞtlükle yakın ilgisinin bulunduğu görülür. 30

4. Hulul Düşüncesinin İslâm Dünyasına Etkileri

Hulul (Enkarnasyon) anlayıŞı eskiçağlardan beri var olan bir inanç sistemidir.
Kendisine en çok taraftar bulduğu yer Asya ve onun çok önemli bir parçası olan
Ortadoğu‟dur. Ortadoğu‟nun kan gölüne çevrilmesine sebep olmuŞtur. Kendisine Tanrısal bir
güç atfedenler bölgede önemli bir güç olmuŞlardır. Merkezi devletler bunları takibata tabi
tutmuŞ ve birçoğunu ortadan kaldırmıŞtır. Cafer b. Ebu Talib (el-Tayyar) soyundan olan
Abdullah b. Muaviye, Tanrısal ruhun birinden ötekine geçtiğine inandığı için Abbasiler
tarafından öldürülmüŞtür.31

Hulul anlayıŞının etkisinin görülmesi ve birbirleri ile bağlantılı olmaları nedeniyle bu
konuda aŞağıdaki isimleri örnek verebiliriz.

Ġlk Arap coğrafyacılar ve tarihçiler Mâverâünnehir, Oxus (Amûderyâ) nehrinin ötesindeki toprak
anlamında kullanmıŞlardır.
27
G. Tümer-A. Küçük, Dinler Tarihi, Ocak Yayınları, Ankara, 1988, s. 80; Ġran‟da Bâtınilik fitnesi
ortaya çıktı. Çünkü Ġslâm‟ın savaŞ meydanlarında yenilemeyeceğini anlayan kudret ve nüfuz sahibi
ZerdüŞtiler Bâtınilik fitnesi ile parçalayarak etkinliklerini artırmıŞlardır. (Ebu‟l Hasan el-Nedvî, İslâm
Düşünce Hayatı, Dergâh Yayınları, Ġstanbul, 1977, s. 142); Muhammed Ġkbal, İran’da Metafiziğin
Gelişmesi, Ġstanbul, 1971, s. 19.

ġehristani, a.g.e, s. 280; Hinduizm‟de Avatara adıyla mevcuttur. (Tümer-Küçük, a.g.e, s. 66.)
Abdülkadir Ġnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, TTK, Ankara, 1986, s. 5.
30
A. YaŞar Ocak, Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri, ĠletiŞim Yayınları, 2000, Ġstanbul, s. 183
vd.
31
Cahen, a.g.e, 60-61.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

Merv Şehrine üç fersahlık mesafede bulunan Mahvan köyü ve çevresindeki baŞka
köylerinde sahibinin oğlu olan Ebu Müslim32 Ġslâm tarihinin önemli Şahsiyetlerinin baŞında
gelmektedir. Akıllı, dirayetli ve konuŞma kabiliyeti yüksek olan biri olarak anlatılmaktadır.

Ebu Müslim Horasani milliyeti meçhul 33, fakat Turan ülkesi kahramanlarına
benzeyen, onların mümeyyiz vasıflarını taŞıyan ve gerçekten de değerli bir komutandır. 34 H.
129 (M. 747), Ebu Müslim-i Horasani‟nin faaliyetleri esnasında onun en güvenilir
adamlarından biriside Tarhan el-Cemmel isimli Türk‟tür.35 Yıldız, daha birçok Türk
komutanın Abbasi ihtilalinde Ebu Müslim‟in yanında yer aldığını belirtir.36 Çocukluk
yıllarını Emevi aleyhtarı siyasi ve sosyal faaliyetlerin merkezi Kufe‟de geçirmiŞtir. 37

Abbasoğullarının, Ehlibeyt namına yürüttükleri davete Horasan halkı, Hz.
Peygambere sevgi bağı nedeniyle muhabbet besliyorlardı. Buna karŞı iktidarı entrikalarla
elinde tutan Emevi hanedanından ise nefret ediyorlardı. Olayları köŞesinde dikkatle izleyen
Abbasoğullarından Ġbrahim, Ebu Müslim‟i propaganda maksadıyla Horasan‟a yolladı.38
Milliyetinin müphemliği ġii liderleri tereddüde düŞürse de Ġmam Ġbrahim‟in ısrarıyla
tereddütler giderilmiŞti. Ġmam Ġbrahim‟in emri üzerine köleler efendilerini öldürüp
silahlarını ele geçiriyor, Arap olmayan unsurlarda Araplara karŞı duydukları kini her fırsatta
açığa çıkarıyorlardı.

17 Mayıs 747‟de39 parolaları giydikleri siyah elbiseler olan 40 Ehlibeyt taraftarları ile
Türkler Ebu Müslim‟in etrafında örgütlenmiŞlerdi. KoŞulların oluŞtuğunu gören Ebu
Müslim, Emevi idaresine açıktan isyan etti. Halife Mervan, isyanın gizli lideri
Abbasoğullarından Ġbrahim‟i oturmakta olduğu Humeyme köyünden getirterek hapsettirdi ve
öldürttü. Öldürüleceğini anlayan Ġbrahim, oğlu Ebu Abbas Abdullah‟ı sağlığında yerine
halife tayin etmiŞti. Emevilerin yıkılmasıyla Abbasilerin ilk halifesi olacak olan Abbas,
Humeyme‟de oturmanın sakıncalarını göz önünde tutarak Kufe‟deki yakınlarının yanına
giderek bir müddet gizlenmiŞtir. Horasan ve civarını baŞtanbaŞa hâkimiyeti altına alan Ebu
Müslim, Emevilerin Irak‟taki egemenliğine son verdi.

W. Barthold, “Ebu Müslim” , Ġlaveler M. H. Yınanç, MEB, Ġstanbul, 1978, s. 39,41; Muhtemelen H.100 (M. 718–
719) yılında Isfahan veya Merv‟de doğdu. Kendi bastırdığı sikkelerde adı Abdurrrahman b. Müslim Şeklinde
geçmektedir. (H. Dursun Yıldız, “ Ebu Müslim-i Horasani” , ĠA, TDV, C. 10, Ġstanbul, s. 197.); Cahen, a.g.e., 61.
33
H. Dursun Yıldız, “Abbasiler” , ĠA, TDV, C. 1, Ġstanbul, 1988, s.32; Ġbnü‟l- Esir, Ebu Müslim‟in milliyeti ile
ilgili birkaç rivayet vermektedir. Ama Arap olmadığında birçok yazar hemfikirdir. (Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 5, s. 213
vd.)
34
Ordusunda siyah elbise giyen Türklerin çokluğu dikkat çekicidir. (Zekeriya Kitapçı, Saadet Asrında Türkler,
Konya, 1993, s.171.)
35
Türklerde Tarhan-Tarkan vezirin Türkçe karŞılığı olarak kullanılmaktadır. Tonyukuk Yazıtı cenup tarafı 6 “Boyla
Baga Tarkan”, batı tarafı 34 “Apa Tarkana gizli söz…”. (H. Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, TDK, Ankara,
1994, s. 102, 112.); KaŞgarlı‟nın eserinde; Tarxan: Argu lehçesinde “bey” diye geçmektedir. (KaŞgarlı Mahmut,
Divanü Lugati’t-Türk, Çev. ve Düz. Seçkin Erdi, Serap Tuğba Yurtsever, Kabalcı Yayın, Ġstanbul, 2005, s. 538.)
36
H. Dursun Yıldız, İslamiyet ve Türkler, Ġ.Ü, Edebiyat fakültesi yayın, Ġstanbul 1976, s. 52 vd; Kitapçı, eserinde
ihtilalde Doğu Horasan Türklerinin etkisinden birçok Arap kaynağına dayandırmak suretiyle anlatmaktadır.
(Zekeriya Kitapçı, Yeni İslam Tarihi ve Türkler, Türkeli yayınları, Ankara, 1995, s. 70); Hatayi Külliyatı, Haz. E.
N. Necef- B. CavanŞir, Ġstanbul, 2006, s. 59-60.
37
Yıldız, “Müslim”, C. 10, s. 197.
38
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 5, s. 295.
39
Üçok, “HaŞimoğullarının siyah bayrak etrafında toplanmaları Suriyelileri bir araya getirmiŞtir, ancak ihtilalcileri
engelleyememiŞtir” demektedir. (Bahriye Üçok, İslam Tarihi Emeviler-Abbasiler, MEB Yayınları, Ankara, 1979,
s. 85.)
40
Cahen, 749 tarihini vermektedir. Cahen, a.g.e, s.64.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

Doğudaki bu durum Bizans için uygun bir Şekil almıŞtı. Arapların kuvveti gerek III.
Leon Devrindeki savaŞlar ve gerekse ağır bir iç kriz yüzünden sarsılmıŞtı. Ġmparator
Konstantinos V. zamanında Bizans‟ın doğudan maruz kaldığı baskı hafifledi ve Arapların
elindeki (746 tarihinde) Germanikeia (MaraŞ)‟yı Bizans zapt etti.41

Ebu Müslim güçlendikçe Araplar bir araya gelmeye çalıŞmıŞlar, ancak kendi
aralarındaki derin ayrılıklardan dolayı bunda baŞarılı olamamıŞlardır. Halife Mervan son
olarak Zap suyu kenarında Abbasilerle yaptığı savaŞta 42 kesin yenilgiye uğrayınca Musul‟a
sığınmak istedi. Musul halkı kendisini kabul etmeyince Mısır‟a kaçtı. Mervan‟ın Mısır‟da
bir mabet içinde gizlendiğini öğrenen Abbasiler, Mabedi bastılar ve Mervan‟ı öldürdüler.
Mervan‟ın öldürülmesiyle Emevi devleti tarih sahnesinden çekilerek, yerine
Abbasoğullarından Ebu Abbas‟ın baŞkanlığında Abbasi devleti kurulmuŞ oldu(750). Abbasi
devletinin kuruluŞunda büyük emeği geçen Ebu Müslim Horasani, bir halk kahramanı olarak
çok seviliyordu. Abbasi Halifesi Mansur, Ebu Müslim‟in gücünden korktuğu için onu
Mısır‟a vali tayin ederek merkezden uzaklaŞtırmak istemiŞti. “Horasan‟da bizim
yurdumuzdur” diyerek verilen görevi kabul etmeyip halifenin oyununu bozan Müslim, bir
müddet sonra bazı arkadaŞlarıyla birlikte hile yoluyla saraya davet edilerek halifenin
huzurunda acı bir Şekilde öldürülmüŞ (755)43 ve Dicle ırmağına attırılmıŞtır.44

Bu trajik ölüm Ortadoğu‟da yeni kin ve onarılmaz yaralara baŞka bir neden teŞkil
etmiŞtir. Mes‟udi, Ebu Müslim‟in öldürülme haberinin Horasan ve diğer bölgelere
ulaŞmasıyla Hürremilerin bundan duydukları rahatsızlığa değinmiŞtir: “Bunlar Ebu Müslim‟i
ve onun Ġmametini benimsedikleri için el-Müslimiye diye isimlendirilirler. Onun vefatından
sonra bu konuda ihtilafa düŞmüŞlerdi. Bir kısmı onun ölmediğine, ölmeyeceğine (geri
döneceğini ve ortaya çıkıp yeryüzünü adaletle donatacağına) inanmıŞlardı. Bir kısmı kesin
olarak öldüğüne ve ondan sonra kızı Fatıma‟nın imametine inandı. Bunlar bundan dolayı el-
Fatımiye diye isimlendirilmiŞlerdi.”45

Ebu Müslim‟in soyundan geldiğini iddia eden veya onun imametine ve ulûhiyetine
inanan bazı kiŞiler ve gruplar ölümünden sonra siyasi-dini isyanlar baŞlatmıŞlar ve
intikamını almak için seferber olmuŞlardır. Ġran ZerdüŞtilerinden olan NiŞapurlu Sinbad, her
mezhepten kiŞileri etrafında topladı. Amacı geri dönecek ve tanrılığına inandığı Ebu Müslim
adına Ġran‟a hakim olmaya çalıŞtı.46 Taberistan‟da Abbasi güçlerince yakalanıp öldürüldü. 47
Benzer gerekçe ile Türkistan‟da da isyanlar çıktı. Bunlardan Mukanna ve Babek isyanları en
önemlileridir.

Adı Ata, Hâkim ya da HiŞam b. Hâkim olarak kaydedilmektedir. Abbasilerle giriŞtiği
savaŞlarda taraftarlarının kendisinden “Hey HaŞim bize yardım et” diye niyazda
bulunmalarından dolayı adının HaŞim olduğu anlaŞılmaktadır. ġaŞılığını, yüzünü örttüğü

Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti tarihi, Çev. Fikret IŞıltan, TTK, Ankara, 1995, s.155.
Ermeni vekainame yazarı Gewond; “her iki taraftan da sayısız cesetler savaŞ meydanına düŞmüŞtü” derken abartılı
olarak 300000 kiŞinin öldüğünü yazmaktadır. (Gewond, Gewond’s History, Trans. Robert Bedrosian, New Jersey,
2006, s. 126.)
43
Ġbnu‟l Esir, a.g.e, C. 5, 340 vd; Ġbn-i Tiktaka, el- Fahri fi’l-Adabi’s- Sultaniye, Çev. Emile Omar, Paris, 1910, s.
282; Makrizi, En-Niza ve’t-tahasüm fi ma beyne beni Ümeyye ve beni Haşim, Leyden, 1888, s. 53.
44
Cahen, a.g.e, s. 69.
45
Mes‟udi, Murûc ez-Zeheb, Çev. D. Ahsen Batur, Selenga Yayınları, Ġstanbul, 2004, s. 226.
46
Yıldız, a.g.e, s. 54.
47
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 5, s. 392.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

yeŞil örtü (kına) veya altın bir peçe ile gizlediği için “Mukanna” (örtülü) lakabıyla Şöhret
bulmuŞtu. Merv yakınlarında bir köyde hayatını devam ettirirken Ebu Müslim hareketinin
içinde yer almıŞtır.48

Mukanna, Allahın kendisinde hulul ettiğine inanmaktaydı. Mukanna‟ya göre Allah
önce Hz. Âdem olarak yeryüzünde görünmüŞ, sonra Nuh Peygambere hulul etmiŞ, ondan
sonra sırasıyla bütün büyük peygamberler vasıtasıyla Hz. Muhammed'e kadar gelmiŞtir. Hz.
Muhammed'den Hz. Ali'ye hulul eden Allah, sırayla evladına ve nihayet Ebu Müslim
Horasani'ye geçerek onun bedeninde yaŞamıŞ, en son olarak da kendi vücuduna hulul
etmiŞti.49

Daileri vasıtasıyla inanç sistemini yaymaya baŞlamıŞtır. KiŞ (KeŞ) kentini merkez
edinip buradaki Türkleri ve Soğdlu köylüleri kendisine bağlamıŞtı. KeŞ‟de Siyam kalesine
yerleŞmiŞ, çevredeki kaleleri, binaları ele geçirip Abbasilere isyan baŞlatmıŞtı.

Halifenin gönderdiği kuvvetlerle yapılan savaŞların birçoğunda kaybetmiŞti. Siyam
kalesine sığınan Mukanna‟yı kuŞatan halife kuvvetleri karŞısında dayanamayan
taraftarlarından 30000 kadarı rüŞvet alarak kaleden ayrılmıŞlardı. 2000 kiŞi ile kalede kalan
Mukanna mağlup olacağını anlayınca hep birlikte semaya yükselmek için kalenin ortasında
ateŞ yakıp bu ateŞe atlayarak yanmıŞlardır (778).50 Halife kuvvetlerinin, içeri girdiklerinde
kalenin boŞ, yanmıŞ ve tahrip edilmiŞ olduğunu birçok kaynak belirtmektedir. 51

Mukanna‟nın bazı taraftarlarının inançlarını günümüzde KeŞ, NerŞah ve Buhara‟da
sürdürdükleri bilinmektedir. Onun görüŞlerini benimseyenlerin oluŞturduğu aŞırı
müŞebbihe52 fırkası Mukannaiye53 diye anılmaktadır. Etrafında toplanan kitlenin fakir köylü
ve göçebelerden54 oluŞtuğu dikkate alınırsa Mukanna‟ın isyanının aslında Orta Asya‟nın
köylü ve çiftçilerden meydana gelen halkıyla Maveraünnehirde hâkim olan Abbasi yönetimi
arasındaki sosyal bir mücadeleden ibaret olduğu söylenebilir. 55

Babek‟in mensup olduğu Hürremiye bir mezhep adı olup bu ad Farsça bir kelime
olan “Hürrem”57 (hoŞ)‟den türetilmiŞtir.58 Çünkü bu mezhep mensupları hoŞ olan her Şeyi

Mustafa Öz, “Mukanna’ el-Horasani”, ĠA, TDV, C. 31, Ġstanbul, 2006, s. 124; Cahen‟e göre; 776‟dan 779‟a
kadar süren isyanın önderinin Peçeli lakaplı el-Mukanna, Ebu Müslim‟in komutası altında savaŞmıŞ ve sonra da
Merv‟de Ravendi mezhebine girmiŞ biriydi. (Cahen, a.g.e, s. 69.)
49
Ehsan Yarshater, “Mazdakism”, Cambridge History of Iran Vol. 3 (2), Cambridge, 1983, s. 1003.
50
El- Bağdadi, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Çev. Ethem Ruhi Fığlalı, TDVY,
Ankara, 1991, s. 201; Öz, “a.g.m”, s. 125; Ġbnü‟l-Esir, “Mukanna aile fertlerini bir araya topladı zehir içirip
öldürdü” demektedir. (Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, 5, 52.)
51
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, 5, 52, Taberi, a.g.e, C. VIII, s. 144; Öz, “a.g.m”, s. 125.
52
Bu fırka ile ilgili bkz. ġehristani, a.g.e, s. 99; yine bkz. Bağdadi, a.g.e, s. 169.
53
Bağdadi, a.g.e, s.200–201.
54
Bağdadi, a.g.e, s.200; el-Hamevi, Mu’cemu’l-Buldan, II, Mısır, 1324–1325/1906, s. 381.
55
Öz, “a.g.m”, s. 125.
56
Âbu‟l-Farac “Harzemli Babek” demektedir. (Bar Hebraeus, , Âbu’l-Farac Tarihi I, Çev. Ö. Rıza Doğrul Ankara,
1999, s. 225.); Taberi, a.g.e, C. III, s. 1175–1233; Yakubi, Tarih, nŞr, M. Th. Houtsma, C. II, Leiden, 1883, s.
473–579; Bağdadi, a.g.e, s.206.
57
Bünyadov‟a göre; “Hürrem adı „ateŞ‟le, yani „hur/hür (güneŞ, ateŞ) ile aynı terkiptendir. Bu son söz Pers kökenli
olup Grabarca kaynaklarında da vardır.” (M. Z. Bünyadov, Azerbaycan VII-IX esirlerde, Bakı, 1989, s. 224–
225.); Ġbnü‟l-Esir, kelimeyi fecr olarak anlamlandırır. (Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 284.); Bu isim, Mazdek in eŞi
Faden‟in kızı Hurreme adlı birisinin isminden türemiŞtir. (Nizamül-Mülk, Siyasetname, Çev. Mehmet Taha Ayar,
Türkiye ĠŞ Bankası Yayınları, Ġstanbul, 2010, s. 293.)

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

doğru kabul etmiŞlerdi. “Hürrem” kavramı hakkında yorumcular bu sözcüğün Erdebil
Şehrinin “Hürram” bölgesinden türetildiğini savunmuŞlardır. Hürremiler, Horasan‟da Ebu
Müslim‟in 753-754‟da öldürülmesinin ardından meydana çıkıp ünlü olmuŞlardı. Hürremiler
ilk olarak 778–779 yılında Kızıl bayraklılar olarak Gurgan bölgesinde isyan etmiŞlerdi. 59
Bunun ardından Azerbaycan‟ın Bezz60 Kale‟sinde Abbasilere karŞı ve Babek liderliğinde bir
baŞka isyan baŞlatılmıŞtı.

Kaynaklarda Babek‟in kökenine dair çeŞitli rivayetler vardır. Ancak bu rivayetlerden
hangisinin doğru olduğunu tespit etmek zordur. Ġsyanın ardından sağladığı baŞarılar, onun
hayatı hakkında çeŞitli rivayet ve efsanelerin uydurulmasına neden olmuŞtur. Kaynağının
Vakid b. Amr olduğunu söyleyen en-Nedim, Babek‟in babası Abdullah, Medainli bir yağ
tüccarı (dahhan) iken, Azerbaycan‟ın Mimad bölgesinde “Bilal Abad” köyünde yerleŞmiŞ ve
daha sonra (Babek‟in annesi olan) bir kadın ile evlenmiŞtir. 61 En-Nedim, Babek‟in annesinin
Azerbaycanlı olduğu ve kendisinin Azerbaycan‟da doğup büyüdüğünü kesin bir ifade ile
belirtmektedir. Hürremiler lideri Cavidan, Bezz‟e giderken, Babek‟te gördüğü kabiliyetten
dolayı onu annesinden alarak beraberinde götürmüŞtü. Cavidan öldükten sonra karısı,
Cavidan‟ın ruhunun Babek e geçeceğine inanıyordu. Bundan dolayı ona itaat edilmesini
istiyordu. Bunu sağlamak içinde kocasına atfen naklettiği sözler ile Hürremilerin Babek‟e
itaat etmelerini temin ettiği çok yerde rivayet edilmektedir.62 En-Nedim, Babek‟in ülûhiyet
iddiasında bulunduğunu belirtmektedir.63 Hürremilerin daima yeryüzünde bir peygamber
bulunacağına (bazı ġiilerde olduğu gibi) ve peygamberliğin kalıtım veya hulul yolu ile
intikaline dair yazdığı inançlar64 Babek‟in bu mezhep içerisindeki yerini daha iyi
anlatmaktadır.

BaŞlangıçta efsanevi bir mahiyet arz eden Babek‟in hayatı 816‟dan sonra bütün
teferruatı ile bellidir. Babek bu tarihte ortaya çıkan fırsattan ve taraftarlarının
temayüllerinden yararlanarak civardaki bölgelerde bulunan, Arap hükümdarların mallarına
saldırdı ve ele geçirdi.65 Babek‟in bu Şekilde baŞlayan Şöhreti arttıkça Arap hükümdarların
zulmünden bıkan insanlar onun yanında toplanmaya baŞladı ve Hürremilerin sayısı
çoğalınca, Bezz civarında bulunan Araplar Meraga‟ya çekildi. Hürremilerin daima Arap
istilasına karŞı daima kin ve nefret besledikleri, hâkimiyeti ele almak için her fırsatta zuhur
ettikleri tarihi bir gerçektir. Bu sebeple Hürremiler isyana en içten ve derin duygular ile
katılmıŞlardır. Sasaniler döneminde selefleri olan Mazdekilerin, devlete ve asil sınıflara karŞı
aynı duyguyla hareket ettikleri de bellidir. Buna dayanarak Babekilerin yirmi sene içinde
Arap ordusundan öldürdüklerinin yüz bine çıktığına dair rivayetleri çok abartılıdır. 66 Abbasi
halifesi Memun, Hürremilerin ayaklanmaları nedeniyle, Yahya b. Muaz‟ı Ermenistan
valiliğine göndererek ayaklanmanın bastırılmasını talep etti. Yahya‟nın baŞarısızlığı
nedeniyle 820‟de Ġsa b. Muhammed bu göreve atandı. Ġsa b. Muhammed bölgedeki
komutanlar ile Bezz‟e yaptığı saldırılarda yenildi. Bu baŞarılar Babek‟in gücünü artırarak

Keyif çeken, esrik. Bünyadov, a.g.e, s. 220–221.
Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 327; Said Nefisi, Babek, Çev. Mahmut Ayaz, Berfin Yayınları, Ġstanbul, 1998, 20.
60
Mehmetov, Babek‟in Bezzli olduğu bilgisini Ermeni yazar Vardan‟ın yazdığını belirtmektedir. (Ġsmail Mehmetov,
Türk Kafkası’nda, Ötüken Yayınları, Ġstanbul, 2009, dpn.1, 192.); Nefisi, a.g.e, s. 41; Cahen, a.g.e, s. 96.
61
En-Nedim, al-Fihrist, Ed. Flügel, Leipzig, 1871–1872, s. 480.
62
En-Nedim, a.g.e, s. 481; Nefisi, a.g.e, s. 15.
63
En-Nedim, a.g.e, s. 480.
64
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 284.
65
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 389.
66
Mehmetov, a.g.e, s. 196.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

daha cüretle hareket etmesine zemin hazırladı. 824‟te Zurayk b. Ali‟nin aczi, onun görevden
alınmasına ve yerine Muhammed b. Hamid al-Tai‟nin tayinine neden olmuŞtur. Ancak bu kiŞi
de Babek‟in ani bir saldırısı sonucunda hayatını kaybetmiŞ, ordusu bozguna uğramıŞtır. 67

Babek‟in bu baŞarıları bazı Ermeni liderlerinin dikkatini çekmiŞ 68, onun tarafını
tutmalarına ve desteklemelerine neden olmuŞtur. Aras boylarında sürüp giden bu karıŞıklıklar
sırasında halife Me‟mun‟a sadakatleri yüzünden Bagratlıların itibarı yükseldi. 830 tarihinde
Taron Bagratlılar beyliği kurulmuŞtu. 833 senesinde Sımbat Aplapas ve Batı Sünik Prensi
Sahak ayaklanmıŞlardı. Sımbat ve Sahak cezalandırılmadığı gibi Sahak “ĠŞkhanlar iŞkhanı”
unvanı alınca Sımbat yardımcısı olmuŞtur.69 Babek hareketini bertaraf etmeye çalıŞan
halifelik düŞman azaltma politikası gereğince Aras boylarındaki derebeylerle anlaŞma yolunu
tercih etmiŞtir.70

Azerbaycan valiliğine seçilen daha sonra da Horasan‟a gönderilen Abdullah b.
Tahir‟in ardından Ucayf b. Anbese ve Ali b. HiŞam gibi kiŞilerin Babek‟in karŞısındaki
yenilgileri ve bölge insanlarının yardımı sonucu 832‟de Babek‟in gücü en yüksek seviyeye
ulaŞmıŞtı.71

Diğer taraftan bir savaŞsızlık döneminden72 sonra Bizans ile Abbasiler arasında
baŞlayan (M.S. 830‟dan sonrası) savaŞ, Me‟mun‟un önemli kuvvetler ile birlikte Rum
seferine çıkmasına neden olmuŞtu. Bu geliŞmeden yararlanan Hürremiler, Fars ve Ġsfahan
eyaletlerine kadar topraklarını geniŞlettiler. 73 Me‟mun, bu sefer sırasında Tarsus‟ta ölürken
(833) yerine geçen Mu‟tasım‟a Babek hakkında önemli vasiyetlerde bulunmuŞtu. Yeni
halifenin 833‟te gönderdiği Ġshak b.Ġbrahim idaresindeki ordu Hürremilerin Azerbaycan
dıŞındaki güçlerini büyük bir bozguna uğratmıŞtı. Ancak Azerbaycan‟da hiç bir baŞarı elde
edememiŞti. Ġshak‟ın Bağdat‟a gelmesi ile yerine geçen Abu Said Muhammed, Babek‟in
komutanı olan Muaviye‟yi yendi. Tebriz hâkimi Al-Ravvad‟ın kölelerinden Ġbn al-Buays,
Hürremi olmamakla beraber, Babek ile iŞ birliği yapmıŞ ve sonunda Babek‟in
komutanlarından olan Marand hâkimi Ġsmet‟i esir ederek Halifenin tarafını tutmuŞtu.
Böylece Arap ordusu Hürremlere karŞı bazı baŞarıları elde etmiŞ oldu. Halife Mu‟tasım,
yirmi yıldan beri devam etmekte olan ve artık devleti tehdit etmeye baŞlayan Babek isyanını
bastırmak için kendisinin Mısır valiliği sırasında yanında bulundurduğu Türk asıllı komutanı
AfŞın‟ı 835‟te Cibal ve Azerbaycan bölgelerine vali olarak gönderip, isyanı bastırmaya
memur etmiŞti.74 Karargâhını Barzand‟da kuran AfŞın, yalnız askeri hazırlıklar ile
yetinmeyerek, bizzat Babek‟in casuslarını da elde etmek gibi tedbirlere baŞvurmuŞtu. 75 Bu
aralarda Halifenin teŞkil ettiği ordu Büyük Boğa‟nın önderliğinde baskına uğradı, ancak bu
teŞebbüs önceden öğrenilmiŞ olduğu için Hürremiler pusuya düŞürüldü ve ArŞak‟ta bozguna
uğratıldı.76

Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 328; Nefisi, a.g.e, s. 21; Mehmetov, a.g.e, dpn.5, s.195.
Batı Sünik liderinin kızı ile Babek evlenmiŞtir. (Kalankatlı Moses, Alban Tarihi, Çev. Ziya Bünyadov-Yusuf
Gedikli, Selenga Yayınları, Ġstanbul, 2006, s. 297.); Mehmetov, a.g.e, s.193.
69
Mehmet Özmenli, Ortaçağ’da Şüregel (Şirak)’in Tarihi, BasılmamıŞ Doktora tezi, Erzurum, 2008, s. 85–86.
70
J. Laurent, L’ Armenie entre Byzance et l’İslam depuis la Conquete jusqu’en 886, Paris, 1919, s. 114–119.
71
Nefisi, a.g.e, s. 69–70.
72
Ostrogorsky, a.g.e, s.195
73
Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 329.
74
Yıldız, “Babek”, ĠA; TDV, C.4, Ġstanbul, 1991, s. 376; Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 388.
75
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 391.
76
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 400.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

Ġki yıl boyunca Babek ile savaŞan AfŞin 837 yılının baŞlarında ağır kıŞ Şartlarına
rağmen Bezz önünde ordugâh kurdu ve Şehri kuŞatmaya baŞladı. BeŞir et-Türkî emrindeki
bir birlik de Şehrin karŞı tarafında mevzi almıŞ olan Azin‟in üzerine gönderildi. Babek‟in
kumandanı Azin, mağlup olarak Bezz‟e döndü. Arap kaynaklarına göre bu süre içinde,
Babek üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla Bizans Ġmparatoru Theophilos‟la mektuplaŞıp,
hilafet ülkesine saldırmak için fırsatın kaçırılmamasını bildirdi. Bizans Ġmparatoru‟nun
Tarsus‟a kadar ilerleyerek, 837‟de Zibatra Kale‟sini aldığı kaynaklarda yazılmıŞtır. 77 Bizans
saldırılarının78 Babek‟in mağlubiyetinden sonra baŞlaması ve Bizans kaynaklarının bu
konuda sessizliği nedeniyle Arap kaynakların rivayeti Şüphelidir. Ancak Hürremiler ile
Bizans iliŞkilerinin Babek olaylarıyla aynı zamana denk gelmesi ve siyasi bakımdan
Babek‟in bundan yararlanmıŞ olma ihtimal dâhilindedir.

Araya giren bekleme devresi askerler arasında AfŞın‟ın gizlice Babek ile anlaŞması 79
ve müttefik olduğuna dair dedikoduların da yayılmasına neden oldu. Sonunda bütün
hazırlıklarını yaptıktan sonra Bezz istikametinde ilerleyen kuvvetler Bezz‟e girdi ve kanlı
savaŞlar sonucunda Hürremilerin önemli bir kısmı öldürüldü. ġehir yıkıldı, esir edilenlerin
arasında birçok kadın ve çocuk da vardı. Bu esirlerin arasında Babek‟in ailesi de
bulunmaktaydı.80 Babek ise kaçmak zorunda kaldı.81 Yanındaki beŞ kiŞi ile Aras nehrini
geçerek Kuzey Azerbaycan‟a sığındı. Babek‟in kaçtığını anlayan AfŞın peŞinden birlik
gönderdi. Muhtemel geçtiği bölgelerin idarecilerine mektuplar yazarak O‟nu yakalayanlara
büyük mükâfatlar vereceğini bildirdi. Babek‟i takip eden birlikler onu bir yerde
sıkıŞtırdılarsa da ellerinden kaçırdılar. Nihayet Sehl b. Sımbat adlı bir Ermeni‟nin yanına
sığınan Babek, AfŞın‟a gönderilen haber neticesinde bir av partisi sırasında yakalandı. 82
AfŞın durumu halifeye bildirip ondan alınan emir üzerine Sâmerra‟ya hareket etti.83 Hürremi
lideri 223 (838) tarihinde halifenin huzurunda ve halkın önünde önce kol ve bacakları
kesilmek suretiyle 3 kere idam edildi. O, yirmi üç senelik mücadele hayatında gösterdiği
iradeli, metin ve azimkâr bir karaktere sahip bir Şahsiyet idi. Öldürülürken bir kolu kesildiği
zaman, ölümün solduracağı yüzünün korkudan sararmadığını anlatmak için, vücudundan
akan kan ile yüzünü boyadığı hakkındaki rivayet onun metanetini göstermektedir. 84
DüŞmanları onun ailesini özellikle Azerbaycanlı annesi hakkında iftiralar yazdılar. Onun
büyük servetler biriktirdiği veya Bezz‟de bir hükümdar debdebesi ile yaŞamakla ve haremini
teŞkil eden birçok kadın ile içkili ve çalgılı eğlence yapmakla suçladılar. Arap yazarları her
türlü Şehvani serbesti manası verdikleri “Hürrem” sözüne bu tür hayatın bir remzi olarak
tanıtmaktadırlar. Babek‟in yakalanıp idam edilmesi Abbasi topraklarında Araplar içinde
genel sevince neden olmuŞtur. Ancak taraftarları arasında kin oluŞturmuŞtur. Babek

Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 417; Nefisi, a.g.e, s. 71; Yıldız, “Babek”, C. 4, s. 376.
Abbasi içinde ortaya çıkan Babek hareketinden Bizans faydalanma yoluna gitmek istemiŞtir. (Oğuz Ünal,
Horasan’dan Anadolu’ya, Töre-Devlet Yayınları, Ankara, 1980, s. 34–35.)
79
Nefisi, “Babek, Mazyar ve AfŞın‟ın Bizans Ġmparatoru Theophilos ile anlaŞtıkları” iddiasında bulunmaktadır.
(Nefisi, a.g.e, 71.)
80
Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 402.
81
Yıldız, “Babek”, C. 4, s. 377.
82
Abu‟l-Farac: "“Harzemli Babek kuvvetten düŞünce parasını hayvanlara yükledi ve 400 adamı ile birlikte Roma
memleketine kaçtı. Ermenistan‟a geldiğinde ismi Estefana olan bir asilzade onu ağırladı ve sonra zincire vurdurdu.
AfŞın‟a teslim etti. (Abu‟l-Farac, a.g.e, C. I, s. 225.); Mes‟udi‟de Sunbat‟ın teslim ettiğini yazar. (Mes‟udi, a.g.e, s.
231.); Cahen, a.g.e, s. 97.
83
Nizamü‟l-Mülk Bağdat‟a getirildiğini yazar. (Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 331); Nefisi, a.g.e, s. 52; Mehmetov, a.g.e,
dpn.5, s. 195; Ġbnü‟l-Esir, a.g.e, C. 6, s. 475; Taberi, a.g.e, C.III, s. 1218-1219.
84
Et-Tenahuhi, Nişvar el-Muhadire, C. I, Kahire, 1928, s. 75; Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 332; Mehmetov, a.g.e, s.
197; Yıldız, “Babek”, C. 4, s. 377; Mes‟udi, a.g.e, s. 232.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

hareketinin bir kolu olan Babekiyye daha sonra da devam etmiŞti. Güney Azerbaycan halkı
Babek‟i özgürlük anlayıŞlarının önderi olarak benimsemiŞlerdir. 85 Bausani, makalesinde
Nuzhet el-Kulûb‟e atfen “Batınî güruhların Meragiyân adını verdiği „Mazdeki‟ inanlı
topluluklardan bahseder.86 Yine Bausani, ReŞdüd-din‟in eseri Cami‟el-Tevarih‟te Mazdeki
anlayıŞlarının Ġlhanlı çağında Babekiler tarafından devam ettirildiğini, Schwarz‟ın iddiasına
inanmadığını vurgulasa da meragiyânların Meraga‟ya kaçan Babek taraftarlarının torunları
olduğunu yazmıŞtır.87

Onun, Babekiyye adı verilen mezhebi, tamamıyla Hürremiye kadrosunu içine
almaktadır. Genellikle Babek‟ten önceki Hürremilerde olduğu gibi, Babekiyyelerin inançları
konusunda da, bizzat kendileri tarafından yazılmıŞ bir eser mevcut değildir. Babek hakkında
Arap kaynaklarındaki kayıtlar Şüpheli ve yanlı olduğu için karŞılaŞtırmalı bir Şekilde
yorumlanıp okunması gerekmektedir. Babek‟e yakın olduğu düŞünülen Nefisi bile Arap
kaynaklarının etkisindedir.88

Babekilerin Ermeni tarihi açısından önemini Ermeni tarihçi Manandyan: “VII.
yüzyılın sonunda Ermeni feodalizmi kendisinin iŞkenceli can verme anlarını yaŞıyordu.
Sonunun geldiği düŞünülüyordu. Ancak kısa bir süre sonra IX. yüzyılın birinci yarısında
feodalizmin canlanması için tamamen uygun olan siyasi ortam doğdu. Babek isyanı” diyerek
belirtmektedir.89

Ünlü Türk komutanı AfŞın‟ın bu baŞarısı elbette karŞılıksız kalmamıŞ ve Mu‟tasım
tarafından altın, taç ve mücevherler ile ödüllendirilmiŞtir. Ama “ġah” elbisesi
giydirilmemiŞtir.

Mu‟tasım‟ın ödül ve iltifatlarına mazhar olan AfŞın‟ın sonu kötü olmuŞtur. Bâbek el-
Hürremi isyanını bastırdıktan sonra da Horasan valiliğine devam eden AfŞın, ordusunu
güçlendirdi. Mu‟tasım ona haber yollayarak Sâmerrâ‟ya gelmesini istedi. O karŞı çıktı.
Mu‟tasım, Abdullah b. Tahir‟e AfŞın ile savaŞmasını emretti. Yapılan savaŞta AfŞın esir
düŞtü. Sâmerrâ‟ya götürüldü. Ayaklandığı ve isyan ettiği söylendi. Ayrıca onun putperest ve
Mecusî olduğu kanaatine varıldı. AfŞın tutuklandı ve hapsedildi. 91 Hapisteyken öldü.92
ġehrin kapısına cesedi asıldı. Sonra yakıldı.93 Külleri Dicle nehrine döküldü. Bu dönem ve

Babek DaniŞver (Öztürk), “Babek Kalesi Yeryüzü ve Güney Azerbaycan Özgürlük Hareketi” , Ed. Babek
DaniŞver, Güney Azerbaycan Tanıtım Cemiyeti Yayınları, Ankara, 2004, s. 24,29; Arif Keskin, “Güney
Azerbaycan Yeni Babek’ini Arıyor”, Ed. B. DaniŞver, GATC, Ankara, 2004, s. 20,23.
86
A. Bausani, “Religion under the Mongols” , The Cambirdge History of Iran, Vol.5, Ed. J. A. Boyle, London,
1968, s. 549–550.
87
A. Bausani, “a.g.m”, s. 550.
88
Nefisi, a.g.e, s. 5,9.
89
Ya. A. Manandyan, Narodnıye vostanıya v Armeni protiv arabskogo vladıçestva, Erevan. 1939, s. 19,22.
90
Faruk Sümer, “Abbasiler Tarihinde Orta Asyalı Bir Prens Afşin”, Belleten, TTK, Ankara, 2001, 651,666;
UŞrûsene hükümdarlarına „AfŞın‟ derler. (Mehmet NeŞri, Neşri Tarihi, Haz. Mehmet Altay Köymen, Kültür ve
Turizm Bak. Yay. Ankara, 1983, s. 18.); Yakubi, a.g.e., s. 557–583; W. Barthold, “ Afşin”, ĠA, C. 1, EskiŞehir,
1997, 146.
91
Ġbnu‟l Esir, a.g.e, C. 6, s. 446; Mes‟udî, a.g.e, s. 233.
92
Ġbnu‟l Esir, a.g.e, C. 6,s. 454; Mes‟udî, a.g.e, s. 233.
93
Mes‟udî, a.g.e, s. 234; Bu rivayet onun Mecusî olabileceği kanaatini uyandırmıŞtır. Zira ceset yakma
Mecusîlikte de var olan bir inançtır.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

öncesinde Türklerin Mecusîliği benimsediğine dair bir bilgiye ulaŞılmadığı birçok tarihçinin
ortak görüŞüdür.94

AfŞın‟ın öldürülmesi siyasi bir sebebe dayanmaktadır. Dinî bir sebepten öldürülmüŞ
olma ihtimali görünmemektedir. Ancak kaynakların onun Mecusî olduğu haberine oldukça
geniŞ yer vermeleri de düŞündürücüdür. AfŞın‟ın, kendisinin halife nezdindeki seçkin yerini
çekemeyenler tarafından Horasan valiliği sırasında gammazlamalarıyla önce tutuklanıp,
mahkeme edilip, hapsedilmesi ve daha sonra hapiste ölmesi, bunun ardından Mecusî
geleneği üzerine cesedinin yakılıp Dicle nehrine küllerinin atılmasıyla sonuçlanmıŞtır.
Ekrem Pamukçu‟nun ortaya koyduğu siyasi gerekçe kanaati doğrudur. 95 Hatta o, AfŞın‟ın
daha Halife Me‟mun zamanından itibaren Arap ve Fars kökenli vali ve komutanlar
tarafından boy hedefi seçildiğini, hizmetlerinin Ġslâm dini ve devlet adına dahi olsa, ihtiyatla
ve hatta kuŞkuyla karŞılandığını, muhaliflerinin onu karalamak ve itibarını kaybettirmek için
fırsat kolladıklarını belirtmiŞtir.96 Saray kültürünün bir parçası haline gelen entrika,
katliamlara zemin hazırlamıŞtır. Kinler oluŞturup karıŞıklıklar çıkarılmasına ve yeni ölümlere
neden olmuŞtur.

VIII ve IX. yüzyılda Ortadoğu‟da Irk, din, mezhep ve toprak anlaŞmazlıkları
yüzünden her tarafta isyanlar oluyordu. Türkler, Araplar, Ġranlılar, Suriyeliler, Berberiler,
Yahudiler sadece birbirlerine olan nefretlerinde uyuŞuyorlardı.

Din olgusu ayrıŞtıran değil birleŞtiren, kavga eden değil uzlaŞtıran misyonuna
rağmen: uygulayıcılarının zaafiyetleri yüzünden siyasi ve coğrafi bölünmelerin olmasını
engelleyememiŞtir.

Kaynaklarda, IX. yüzyılda Ġran ve Mezopotamya havalisinde Budist ve Maniheist
rahiplerin dolaŞtıkları, bazı sufilerin Budist ve Maniheist çevrelerle iliŞki içinde olduğu
bilinmektedir. Bu bölünmelerde bunların büyük etkilerinin olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Bölünmelere sebep olan önemli bir gerekçede siyasi ve ekonomik gücün etkisiyle sarayda
entrikaların artmasıdır.

ĠŞte hem bölgesel yönetimler ve hem de yukarıda bahsettiğimiz inanç eksenli
hareketler bazen birlikte bazen de ayrı ayrı isyanlar gerçekleŞtirmiŞlerdir. Bu isyanlardan
Mukanna ve Babek isyanları, otoriteyi sağlama almak adına ağır cezalar verilmek suretiyle
bastırılmıŞlardır. Abbasi devletinin kuruluŞunda büyük rolü olan Ebu Müslim ve özellikle
Babek isyanının bastırılmasını sağlayan AfŞın‟da mevali olduklarından çeŞitli iftira
kampanyaları ile yararlı iŞlerine rağmen cezalandırılmıŞlardır. Bu durum otorite sağlamak
isteğiyle hareket eden Abbasi devletine yarar sağlıyor gibi görünse de aslında öyle
olmamıŞtır. Yani ipleri elden kaçırmamak adına kendisinden daha baŞka bir gücü Abbasi
otoritesi reddederken, kendi gücünün zayıfladığını uzun süre fark edememiŞtir.

Hulûl anlayıŞı ile hareket eden ve bunlardan en önemlisi olan Babek hareketi
zamanında devlet birçok yerden vergi alamamıŞ, halifelikten kopmalar artmıŞtır. Bu esnada
Bizans saldırıları yoğunlaŞmıŞ halifelik sürekli olarak isyanları bastırmak için milyonlarca
dirhem harcama gerçekleŞtirmiŞtir. Yani isyanın gerekçeleri pekte araŞtırılmamıŞ sadece

Mes‟udî‟nin rivayetinde, “O‟nun Putperest ve Mecusî mezhebinden olduğu konusunda görüŞ birliği vardır”
ifadesi Arap tarihçiliğinin bir göstergesidir.
95
Ekrem Pamukçu, Bağdat'ta İlk Türkler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1994, s.117.
96
Pamukçu, a.g.e. s.125; Yıldız, “Afşin”, Ġ.A, TDV. C. I, Ġstanbul, 1988, s. 441

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

dinsizlik suçlaması yeterli kabul edilmiŞtir. Babekiler uzun süre Ortadoğu‟nun sosyal, siyasi
olaylarında etkili olmuŞ, Ortaçağın güçlü bir ideolojisi olmasıyla etkisini uzun süre
göstermiŞtir. Örneğin; 831‟de Mısır‟da çıkan isyanlarda köylüler ve yoksulların Babekilikten
etkilenme ihtimalleri yüksektir. Günümüzde de Azerbaycan‟da özellikle de güneyde halen
özgürlük anlayıŞlarının sembolüdür.97

637‟den 681‟e kadar ilk Arap fetihleri hoŞgörü esaslı iken sonrasında aksamalara
uğramıŞ ve siyasi çekiŞmeler artmıŞtır. Bu da birçok Müslüman‟ın canına mal olmuŞtur.
Ortadoğu‟yu milletler mezarlığına çevirmiŞtir.

Yoksulluk, etnik endiŞeler, mezhepsel taassuplar, radikal dini yaklaŞımlar, jeo-
stratejik konum, siyasi entrikalar, doyumsuz iktidar hırsları Ortadoğu‟yu hep meŞgul etmiŞ
ve etmeye de devam edecektir.