21 Mart 2012 Çarşamba

BABEK

BABEK

Tarih 19 Aralyk 2009, 21:58 Editör

İlkel-komünal yaşamın hemen arkasından gelen ve hala süren insanlık yaşam sürecimizin tamamı, "sınıf savaşımı" tarihidir. Komünist Manifesto'da bu durum; "Bu kavga her seferinde ya bütün toplumun devrimci bir yeniden kuruluşa varmasıyla ya da çarpışan sınıfların birlikte mahvolmasıyla sonuçlanmıştır." şeklinde açıklanmıştır.

BABEK
Kendal Doğan
İlkel-komünal yaşamın hemen arkasından gelen ve hala süren insanlık yaşam sürecimizin tamamı, "sınıf savaşımı" tarihidir. Komünist Manifesto'da bu durum; "Bu kavga her seferinde ya bütün toplumun devrimci bir yeniden kuruluşa varmasıyla ya da çarpışan sınıfların birlikte mahvolmasıyla sonuçlanmıştır." şeklinde açıklanmıştır. Yukarıdaki temel düşünce bazında tarih; Üretim süreçlerinde ortaya çıkan, toplumsal olay ve olguların kaydedilmesi, yorumlanması, çözümlenmesi, incelenmesi ve öğretici bir şekilde açıklanmasıdır. Tarihsel kişilikler, tarihin önemli bir unsuru ve olgusudur. Bu nedenledir ki tarihi kişiliklerin doğru ele alınıp değerlendirme zorunluluğu vardır. Bu anlamda, 'özgür birleşik demokratik' bir toplum yaratma kaygısı ile "yarın yanağından gayri her şeyimiz ortaktır" diyen bir yaşam felsefesinin önderinin burjuva ve İslam tarihçileri tarafından nasıl linç edildiğine en güzel örneklerinden biri de Babek'tir. Kimdir Babek demeden önce Babek'i daha iyi anlamak için yaşadığı coğrafyayı ve coğrafyadaki siyasal yaşamı değerlendirmek gerekir; "Babek'in vatanı, güney tarafından Erdebil ile Merend'e, doğu tarafından Hazar denizine, Şamahı ve Şirvan'a, kuzeyden Muğan Ovası ile Muğan ve Aras çayı sahiline, batıdan ise Culfa, Nahçıvan ve Merend bölgesine ulaşıyordu… Babek'in yaşadığı yer, Savalan dağının kuzey bölgesindeydi. " [1] Arya uygarlıkları; "Aryaniler İran'da üç büyük kavme bölünüyorlar. Bir kısmı doğuda Horasan'da yerleşmeyi seçerek "Partileri" oluşturdular. Diğer bir kısmı kuzey-batıda yerleşmeye karar verip meşhur "Medler'i (Kürtler'in ataları) oluşturdular. Üçüncü kısım da Fars Eyaleti etrafında, merkez ve güneyde kaldılar. Bunlar da "Parsiler" olarak isimlendirililer." [2] Görüleceği üzere, Babek'in yaşadığı coğrafya Med imparatorluğunun içinde yer almaktadır. Bu coğrafyanın başka bir önemi ise; İslam karşıtı, İslam'ı kabul etmeyen farklı ulus ve milliyetlerin yaşadığı coğrafyadır. Ancak bunun da bir nedeni vardır. Mezopotamya medeniyetler (Sümer, Akad, Babil, Asur) ve İran antik medeniyetleri bu alandadır. Bu coğrafyada yüksek kültür ve birikim söz konusudur. İlkler alanıdır. İlk at burada ehlileştirilmiş, ilk tekerlek, ilk yazı, ilk mülkiyet belirleme v.s burada gelişmiştir. Sözü edilen bu alanda sırasıyla dört büyük din Mehreizm, Zerdüştlük, Manizm ve Mazdekizm etkili olmuşlardır. Bu dinlerden özellikle Manizm "güçlü bir felsefi alt-yapıya sahipti. "İ.S. III. Yüzyılda İran'da akıllı bir adam yaşadı. Bu adam, bütün dinlerin aynı kaynaktan olduğunu, değmez ayrıntıları yüzünden bunca yıldır insanların boş yere birbirleri ile boğuştuklarını görerek bütün dinleri tek bir dinde toplamaya, bir çeşit dinler bireşimi (sentez) yapmaya kalktı. Bu akıllı adamın Adı Mani'dir (Mani'nin Babası bir Med'li olup Babil'e sürülmüştür. K.D)" [3] Bu dinin temel yaşam felsefesi her türlü tutkudan ve yalancılıktan uzak yaşamaktır. Alevi öğretisinin 'eline beline diline sahip ol'ma ilkesi Manicilikten geçen bir anlayıştır. Aryan halklarında çok önemli bir din de Zerdüştlüktür. Avesta kutsal kitabının orjinali Büyük İskender'in Medya alanına karşı yapmış olduğu savaşta on iki bin öküz derisi üzerine yazılmış on yedi cildi toplatarak yakmıştır. Zerdüşt'ün dininde, kamuculuk, bir tür ilkel sosyalist anlayış egemen olmuştur. Sasaniler döneminde devlet dini olarak kabul edilen Zerdüştlük alışagelmiş olağan bir din olmayıp iyilik-kötülük, aydınlık-karanlık düalizmini bir sistem dahilinde insanların emrine sunmuştur. Bu dinin aryan uygarlıklarında egemen olduğu, kaynağını Media olarak anılan coğrafyasından aldıkları tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Toprağın en önemli üretim aracı olarak sayıldığı bu dönemde Zerdüşt dininde hayvanlara iyi bakılması, toprağın iyi sürülmesi gerektiği belirtilmiştir. Sonra aynı coğrafyada Mazdek'in kurucusu olduğu Mazdekçilik de yine ilkel komünist bir model önermiş, militan ve sosyal-reformist kişiliği ile de İslam'ın hedefi olmuştur. Mazdek için ünlü İslam Tarihçisi Taberi; "Daha Muhammed Mehdi zamanında o taife zuhur etti ki onlara zenadıka (Zındık K.D.) derler. İslam dinini inkar ederler ve ahkam-şeriata itikadları yoktur."… "Ez cümle bütün milletler içinde bunların mezhebinden daha necis ve murdar mezheb yoktu… Tanrı Teala hazretlerini ve peygamber aleyhisselamı inkar edip, derler ki bu cihanın evveli yoktur ve sonu da yoktur. Ve olacak da değildir. İnsan ve hayvanlar da ot gibi bitip ot gibi yok olurlar. Bunların hallerini kimse bilmez ki nereden gelirler ve nereye giderler. Ölenler tekrar dirilmez ve dünyadan başka yerde bir şey olmaz. Bu dünyada olanı biteni ay ve güneş bitirir ve yine onlar olgunlaştırır…" [4] derlerdi. Mazdek'in o dönemin koşulları nedeniyle savaşlara neden olan mal, mülk ve kadınlar için kamuculuk tezini savunmuş, Müslümanlar ise bu durumu; "Haram ve helal mefhumlarını tanımadıklarını, mal ve kadın ortaklığını savunduklarını, Mazdek ve taraftarlarının nihai hedeflerinin lezzet ve zevk olduğunu, bu yüzden mal ve kadın ortaklığını savunduklarını taraftarlarına yayarak gelişen kamuculuk, anlayışına karşı durmaya çalışmışlardır. Nizamülmülk Siyasetnamesi'nde "Dünyada ilk olarak bir dini ifsat eden kişi İran'da Adil Nuşirevan'ın babası Kubad b. Firuz'un şahlığı devrinde yaşayan Mecusiler'in başrahibi olan Mazdek'tir." [5] der ve Mazdek'in de sonu her yenilikçi ve kamu anlayışına sahip kişilerin sonu ile aynı olmuştur. Bir kireç kuyusuna atılarak feci şekilde öldürülmüştür. Media bölgesinde egemen olan dini ve siyasal durum açıkladıktan sonra Babek öncesi İslam'ın durumunu da kısaca belirtirsek; İslam'ın bir devlet modeli olarak kendini kabul ettirmesi kolay olmamıştır. Fetihler sonucu işgal edilen coğrafyalar kılıç zoruyla İslam'a zorlanmışlardır. Müslümanlığın daha ilk yıllarında dinsel dogmalar ve bu dogmalarla kurulan toplumsal düzen yetmemeye başlamıştır. Halife Ömer döneminde İslam'ın çok geniş bir coğrafyaya egemenlik kurması, İslam ordularının, İslam'a karşı halkların mücadelesinde yetersiz kalmaya başlamıştır. Kuzeye doğru bir türlü açılamayan İslam devleti, karşısında tüm gücünü yitirmiş Sasani imparatorluğunu (o dönem Mezopotamya'nın kuzeyini ve İran'ın tamamını içine alan coğrafya) İslam'ın önünde engel görülmüştür. Bu bölgenin halkları Kürtler, Farslar, Ermeniler vb İslam'ın devlet modeline karşı duruyor, ısrarla direniyorlardı. Ancak bu direniş 641 yılının sonu 642 yılının başında kısmen kırılmasıyla Arap/İslam orduları bu coğrafyayı ele geçirmeye başlamışlardır. Ele geçen coğrafyalarda İslam devletinin adam başı vergi, şeriat hukuk sistemi halklar için tam anlamı ile yaşanmaz bir süreci dayatmıştır. Valiliklere bölünen İslam imparatorluğu, kuzeyde yaşayan halkları da yapmış oldukları seferler sonucu Media bölgesi olarak anılan büyük bir coğrafyayı Cezire Eyalet valiliğine bağlamışlardır. Emevi imparatorluğunun kavimci, aşırı şeriatçı devlet düzeni, kavmiyetçi anlayışı nedeniyle Arap nüfusunu fetih alanlarına yerleştirerek bir tür Araplaştırma politikası izlemiştir. Yerli halkın sahip olduğu arazilerde çalışan haline gelmesi, toplumsal baş kaldırılara neden olmuştur. Bölge halkına karşı geliştirilen Mevali politikaları ile sıkı vergi politikaları, karşı duruşların toplumsal muhalefete dönüşmesine neden olmuştur. Bölge halklarından bir kısmı korunma amaçlı takiye yaparak, İslam'ın şeriatçı devlet düzeninin baskılarından kurtulmak istemişlerdir. Ancak yinede kurtulamamışlardır. Çünkü bu kez de Mevali olarak işlem görmüşlerdir. Korunma amaçlı takiyeler farklı inançtan insan gurupları üzerinde ruhsal çöküntülere, sonuçta da ruhi şekillenmelere neden olmuştur. Bu ruhi şekillenmenin sonucu halklar istemedikleri motifleri kazanmış, bu motifler (Ehlibeyt sevgisi) özgürleşmelerini engellemiştir. Açıkça karşı çıkamadıkları İslam dini tarafından sürekli olarak baskı altında tutulmuşlardır. "Dersime sefer olur ama zafer olmaz" sözü İslam'ın bir türlü kabul etmeyen Hazar Gölü'nün batısını ve güneyini kapsayan Medya ülkesi içinde geçerliydi. Yapılan birçok sefer İslam ordularının başarısızlıkları ile sonuçlanmıştır. Irkçı Arap siyaseti, Emeviler'in halkların başkaldırısı nedeniyle, yerini yeni bir İslam devleti olan Abbasilere bırakmıştır. Halkların umut bağladığı bu devlet anlayışının da Emeviler devletinden farklı olmadığı süreç içerisinde görülmüştür. Aryan Halkları, Emeviler devletine karşı muhalif olmalarından dolayı Ehlibeyt soyundan gelenlere büyük sempati duyuyorlardı. Onlarında kendileri gibi haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlardı. Hz. Hüseyin'in İran Kralı Yezdcir'in kızıyla evlenmesi, bu sempatiyi daha da artırmıştır. Bu yüzden Abbasiler Aryan halklarının desteğini kazanmışlardır. Özellikle geçmişte "saraçlık" yapan Kürt Ebu Müslim'i Horasani, Emeviler'e karşı savaşta bir sembol durumuna gelmiştir. Ezilen horlana halkları bir araya toplayarak, Emeviler iktidarının yıkılmasını sağlamıştır. Taberi'ye göre; "Ebu Müslim, zeyrek ve akıllı bahadır bir oğlan idi."… "Horasanda bir serrac oğlu meydana çıktı ve Horasan'ın devletsizlerinden nice kişiler ona uydular…" İslam'ın kavimci devletine karşı savaşta Ebu Müslim kara elbiseler giyerek, Kürt Acem, Türk ve Nabatiler'den bir ordu oluşturarak savaşmış (748), bu nedenledir ki bu hareket Karabayraklılar olarak da anılmıştır. Ancak yeni şeriat düzeni de, Ebu Müslim'i Abbasi Devleti'ni bir tür "Dervişan Cumhuriyetine" dönüştürmesini hazmetmeyerek, bu devrimciyi katlederek aslına dönmüştür. Bu olay gelecekteki birçok ayaklanmanın başlangıcı da olacaktır. İslam'ı kabul etmiş gibi görünen ancak korunma amaçlı takiyede bulunan halklar her an bir isyan için hazır beklemişlerdir. Bu guruplar içinde eski Aryan dinleri olan Mazdekizm, Zerdüştlük ve Manizm'i savunanların yanında, İslam'a karşı doğrudan karşı çıkanlarda vardı. Ebu Müslim'in öldürülmesi, yüzünü gizleyen ve örtüsü düşen Abbasi devletine karşı başkaldırılarda bir kıvılcıma dönüşmüştür. Başta Sicistan'da, Horasan'da ve Deylem bölgesinde başkaldırılarda bulundular. Halklar bu bölgede oluşan sosyal mozaiğin gereği olarak birlikte hareket ediyor, hareket içerisinde her farklı yapı kendisini ifade edebiliyordu. Bundan sonraki tüm süreçlerde Babek'e kadar olan süreçte bu başkaldırıların toplum adına İslamcılar tarafından Hürremiye [6] adı verilmiştir. Özellikle tarihçiler bu hareketin nitelik olarak ilk kez Sinbat önderliğinde başladığını, Rey, Taberistan ve Kuhistan bölgelerinde etkili olduğunu, Sinbatın katledilmesi ile duraklama yaşadığını belirtmişlerdir. BABEK KİMDİR? Bir devlet modeli olarak İslam'ın kurucusu Hz. Muhammed'in ölümü ile başlayan İslam karşıtı ayaklanmaların en önemlisi Hürremiyye ayaklanması ve ayaklanmanın önderi Babek'tir. Bu hareketin, İslam devlet modeline ilk karşı duruşu, önerdiği düzen ve devlet biçimi Ortaçağ'ın aydınlanmasına çok büyük katkısı olduğu tartışmasız bir gerçektir. Kavimci Arap ordularına ve İslam İmparatorluğunun şeriatçı devlet yapısına karşı savaşmış, savaş konusunda ustalıklara sahip bir "gerilla" komutanıdır Babek. Babek'in ordusu Kürt, Fars Ermeni halklarından oluşmakta idi. Eşitlikçi birleşik bir toplum modelini öneren Babek, İslam'ın en azılı düşmanı ilan edilmiştir. "Babek Haremi derler bir kafir zındık mezhebine yakın bir mezhep icat etti. Haram ve helal ona göre müsavi idi. Şarap içmeyi ve zina etmeyi ve bir kişinin zulüm ile malını almayı reva görürdü. Müslümanlardan birçok devletsiz onun mezhebini ihtiyar ettiler. Ve çok memleketleri harap ettiler. Ve Ermeniye dağlarında muhkem bir sarp kalesi vardı. Fakat sarp bir dereden yolu vardı. Çok sarp derbentler ve dağlardan geçilirdi. der Taberi. Şöyle ki: Ask Erin ona varması mümkün değildi. O sebepten kimse ona zafer bulamazdı." "Babek (?-842) Halife Me'mun ve Mu'tesim devrinde (813-842), Azerbaycan'da, dini-siyasi bir mahiyeti haiz bulunan ve takriben çeyrek asır sürecek, İslam dünyası için ciddi bir tehlike teşkil eden Hurremi hareketinin başıdır. İran'da Sasaniler devrinden beri takibata uğrayan Mazdek taraftarlarının Komünizm mahiyetindeki hareketleri, İslam istilasından sonra da türlü adlar altında zuhur etti. Babek isyanı, İslam alemi için teşkil ettiği tehlike bakımından, bunların en ehemmiyetlisi addolunabilir." [7] "Onun (Babek'in) babası Median'lı, yağ satan bir kişi idi." Babasız büyüyen ve çobanlık yapan Babek daha sonra Yezidi bir aile olan "Şabl ibn Mengi Ezdi'nin yanında 18 yaşına kadar kalmıştır. Cavidan adında, bölgede etkin olan bir kişi tarafından, hizmetçisi olarak alınarak Bezz dağında bulunan yerleşim alanına götürülmüştür. Cavidan'ın ölümüyle birlikte, Cavidan'ın tüm ekonomik ve siyasi değerlerinin tek temsilcisi olan Babek, Mazdekçi yaşam tarzını yaygınlaştırmak amacı ile halkları İslam devletine karşı birlikte olmaya çağırmış çok kısa zaman aralığında, büyük başarılar elde etmiştir. İslam Tarihçileri Babek için daha öncede İslam karşıtı hareketler için ne söylemişlerse Babek içinde tekrarlamışlardır. Babek'in etnik yapısına ilişkin veri yok denecek düzeydedir. Ortaya koymuş olduğu felsefe, özlediği düzen, etrafına topladığı halklar mozaiği, etnik kişiliğini önemsiz hale getirmiştir. Çünkü Babek ezilen bölge halklarına ortak bir vatan, özgür bir gelecek vaat etmiştir. Babek'in yirmi yıl boyunca yaşattığı, özgür ve eşitlikçi devlet model, bölge halkları için önemli bir rehber işlevi görmüştür. Bundan sonraki tüm ayaklanmalar, yaşadıkları düzenin yeniden inşası için olmuştur. Babek'in sağlam ve devrimci kişiliği içinde İslam tarihçileri istemeyerek de olsa "O düşüncelerinde tavizsiz ve çok gururlu bir kişiliğe sahip idi." sıfatını kullanmışlardır. Abbasilerce esir alınan oğlunun ve bir mektupla kendisine teslim olması için çağrıda bulunması karşısında "O benim oğlum değilmiş, ona söyleyin bir gün özgür yaşaması, 40 yıl esir ve hakir olarak yaşamasından iyidir." dediği belirtilir. Abbasilerin altı düzenli ordusunu yenen Babek, kurmuş olduğu adil, özgürlükçü devlet düzeni ( ilkel-sosyalist model) Abbasi devletinin sürekli baskısı ile karşılaşmıştır. Altı düzenli ordusu imha edilen İslam devleti, Babek' i ve kurduğu düzenin nasıl yok edeceği hususlarında sürekli plan yapmasını zorlaştırmıştır. Babek'in ordularına karşı başarısız olan İslam devleti, Emeviler zamanında başlayan ancak kurumsallaşamayan ordu teşkilatına özel kuvvetler diyebileceğimiz maaşlı ve tarihte Hassa ordusu olarak anılan ve tamamen Orta Asya steplerinden getirilen Türklerden oluşan bir ordu kurarak Babek'i yenebilmişlerdir. Yirmi yıl süren savaş için tarihçiler İslam orduları tarafından yüz binlerce canın katledildiğini yazmışlardır. Afşin bir meydan muharebesinde sahte ricatla kaçmış ve Babek' tuzağa çekerek seksen binden fazla Babek askerini öldürmüştür." Bir halk kahramanı, özgür birleşik demokratik ve de eşit paylaşmaya dayanan bir devletin yaratıcısı, "ilkel-komünist gerilla" olan Babek bir ihanet sonucu İslam'ın şeriatçı ellerine teslim edilir. İnsanlık dışı işkencelerle ölüme yollanır. Gördüğü işkenceler sonucu fiziksel yenilgisini gizlemek için kanların aktığı kolunu yüzüne sürerek, çektiği acıyı gizlemek kararlılığını ortaya koymuştur. Babek başkaldırısı , özel savaş yöntemleri ile bastırılmış ancak bölge halkları üzerinde muazzam bir etki bırakmıştır.İslam devletine karşı Babek'in geliştirdiği mücadeledeki başarısı esas olarak bölge halklarının birlikteliği ile ilgilidir.Babek'ten önce bir dünya imparatorluğu şekline dönüşen İslam devleti ,başkaldırıdan sonra Bağdat merkezli bir devlet şeklini almıştır. Ezilenler yoksullar, baskı altında tutulan halklar, her süreçte, Babek ve benzeri kahramanların önderliğinde , baskıya , zulme ve sömürgeciliğe her fırsatta başkaldırmışlardır.Bu başkaldırılarda her zaman bir kahraman yaratılmıştır.Mücadele içinde , yaratılan kahramanlar , halk önderleri , tarihteki onurlu yerlerine doğru bir şekilde oturtulmuşlardır. Kawa'dan Babek'e, Hallacı Mansur'dan Hasan Sabbah'a, Nesimi'den Pir Sultan'a, Mustafa Suphi'den Deniz Gezmiş'e kadar olduğu gibi.
[1] Nefisi Said, Babek, Berfin Yayınevi, 1998, İstanbul 1. Baskı
[2] Şeriati ,Ali, Dinler Tarihi, Seçkin Kitaplar Yayıncılık
[3] Hançerlioğlu, Orhan, Düşünce Tarihi, Remzi Kitapevi, Dördüncü Basım, İstanbul 1983.
[4] Ebu Cafer, Tarihi Taberi Tercemesi, Can Kitabevi, Konya 1974.
[5] Nizamülmülk, Siyasetname, Dergah Yayınları, 1995 İstanbul.
[6] İslam karşıtı hareketlere bu dönemde Hürremiye adının verilmesinin nedeni, karşı duruşun ve talebin kamucu niteliği ile ilgilidir. "Her türlü zevki mübah" gören ve küçük düşürme gayesi ile Farsça'da hoş, güzel, zevke uygun anlamına gelen Hürremiye adının kullanılmasının İslamcılar tarafından "Hurremi şehvetlere uyan ve bunları helal edinen anlamındadır… Hurremi kelimesi hoş anlamındaki kelimeden türetilmiştir. Çünkü bu mezhep her şeyi hoş ve mübah karşılamıştır. İçkiyi ve diğer haramları mubah saymıştır."özellikle seçildiği anlaşılmaktadır.
[7] İslam Ansiklopedisi, Cilt 2, M.E.B, İstanbul. 1993.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder