21 Mart 2012 Çarşamba

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi
 Mehmet Özmenli

Harita üzerinde Ortadoğu, batı-doğu doğrultusunda, yaklaŞık 4900 km, güney-kuzey
doğrultusunda ise yaklaŞık 3100 kmdir. Bu alan içindeki ülkelerin yüzölçümü yaklaŞık
5178000 km² kadardır.1 Ortadoğu güneyde; Hint okyanusunun uzantısı olan Umman Denizi,

Basra, Aden körfezi ile Kızıldeniz, batıda; Doğu Akdeniz ve Ege Denizi, kuzeyde; Marmara,
Ege ve Karadenizle, doğuda ise Hazar ile çevrilidir.

Ortadoğu, Asya ve Afrika kıtalarının en önemli su kaynaklarının olduğu ve bu
kaynakların beslediği bereketli toprakların bulunduğu bölgedir. Nil, Fırat, Dicle, Aras gibi
önemli ırmakların bulunduğu bu coğrafyada Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Ġran
medeniyetleri ortaya çıkmıŞtır.

Nilin armağanı2 olan Mısır uzun süre coğrafi konumunun sağladığı avantajı
nedeniyle istilalardan uzak kalmıŞtır. Ancak geliŞmenin getirdiği imkânlarla Ġskender,
Helen, Roma, Bizans, Arap ve Türk egemenliklerine girmiŞtir.

Mezopotamya, doğudan gelen Sümerlerin ardından Sami ırkından Akkad, Babil ve
Asurîlerin egemenliği sonrası Helen, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi ve Türk egemenliği
yaŞamıŞtır.

Anadolu birçok topluluğa mekân olmuŞtur. Buna bağlı olarak Avrupadan gelen Hitit
ve Frig; Asyadan gelen Urartu; Mezopotamyadan Asur; İrandan Pers; İçasyadan İskit ve
Kimmer, yine batıdan Roma ve Bizans; Arap yarımadasından Emevi, Abbasi ve nihayet
Asyalı Türk egemenliğini yaŞamıŞtır.

İranda ise Med, Pers, Sasani, Emevi, Abbasi, Samanoğulları, Selçuklu egemenlikleri
önemlidir.

Moğol baskısı Ortadoğunun bu alanlarının önemli bir kısmını kasıp kavurmuŞtur.

Bölgenin, bu kadar topluluğu cezbetmesinin en önemli nedeni iklim Şartlarının
uygunluğu, verimli toprakları, suların bolluğu ve yeraltı kaynaklarının zenginliğidir. Ayrıca
bilinen eski karalarla (Asya, Afrika ve Avrupa) bağlantı noktasında olması da önemlidir.

Müslümanlık, Musevilik, Hıristiyanlık gibi semavi dinler Ortadoğudan baŞlamak
üzere tüm dünyaya yayılmıŞtır. Semavi anlayıŞlara göre bu bölge peygamberler coğrafyası
olarak bilinmektedir. Yeni din anlayıŞları getiren peygamberler ve taraftarları burada
zulümlerle karŞılaŞmıŞlardır. Hz. Ġbrahim, uğradığı zulümler dolayısıyla Sümer coğrafyası
olan Mezopotamyadan (Nemrut diye bilinen Akkad Kralı I. Sargon zamanında) 3 Mekkeye
uzun bir yol kat ederek gelmiŞtir. Hz. Musa4 taraftarları sürgünler yaŞamıŞlar, Hz.
Muhammed ve ümmeti hicret etmek zorunda kalmıŞtır.5

Etnik, dini ve bunların mezhepsel farklılıklarının yoğun olduğu Ortadoğu, buna bağlı
olarak insanlık tarihinin en fazla çatıŞmalara sahne olan mekânıdır. İnanç mensupları
kendilerinden ayrılmaları kabullenemediklerinden, iktidarları
ayrılanların iŞkencelerle öldürülmelerine neden olmuŞlardır.6

Ortaçağda Ortadoğunun bir parçası olan Anadoluda Türkler, bölgenin kuzey-doğu
bölümünde Sasaniler ve güney plato bölümünde de Arapların varlığı coğrafi bir karakter
olarak müŞahede edilmektedir. Köken bakımından ayrı olan bu üç grubun birbirlerine çok
yakın olması ve tarihî devreler içinde bu grupların birbirleri aleyhine saha kazanması; onları
kendi kültürlerinin baskısı altına almıŞtır. Bu durum gruplar arasında kaynaŞma ve dostluk
yerine anlaŞmazlıklar ve düŞmanlık hislerinin doğmasına; hatta bölgedeki etnik grupların
daha fazla parçalanmasına neden olmuŞtur. Mesela Kafkasyada Azeri, Çerkes, Çeçen,
Abhaz, InguŞ (Gürcü, Ermeni); Anadoluda Türk, Kürt, Zaza, Çerkes, (Süryani, Ermeni,
Rum); Arap yarımadasında Arap, Türk, Kürt, Asurî, Çerkes, (coğrafi terimle Filistinli,
Ürdünlü); Mısırda Kıpti, Berberi, Arap; Ġranda Fars, Türk, Kürt, Hazara (inançları gereği
ateŞ gedeler) vb. bilinenlerin en belirgin olanlarıdır.

ġüphesiz bu bölünme veya parçalanmada bölgenin coğrafi yapısının ilk sırada
olduğu unutulmamalıdır. Bölgenin içindeki geçim sahalarının çöller (Sina) veya kuru
stepler, sarp dağlar(Zagros, Elbruz), nehirler (Arpaçay, Çoruh, Asi) bu bölge içinde yaŞayan
insanları evvela Şekil bakımından birbirinden ayırmıŞtır. Ayrıca sosyal ve ekonomik sebepler
de bu ayrılmaya tesir etmiŞtir.7

Bölgede konuŞulan dillerin sayısı çok olmakla beraber, en baŞta Türkçe, Arapça ve
Farsça yer alır. Bunları Ermenice, Kürtçe, Kafkas dilleri ve Süryani dilleri takip eder. Bu
dilleri konuŞan grupların birbirleri ile karıŞmıŞ olması ve bu karıŞımdan çok çeŞitli lehçelerin
doğmuŞ olması, bölgede farklılıkları artıran bir özellik ortaya koymuŞtur. 8

Ortadoğunun semavi dinlerinden Hıristiyanlıka ait; Ġskenderiyede Mısırın
Koptik; Antakyada Melkit; Anadoluda Anadoluda Son yüzyıllarda , Gregoryenler,
Katolikler, Maronitler ve nihayet Protestanlar olmak üzere birçok mezhep ortaya çıkmıŞtır.
Museviler, evvela M.Ö. 772 tarihinde Asur egemenliği, Babil Kralı Nabukadnezar
zamanında Kudüs alınınca M.Ö. 586da Babile sürgün edilmiŞ, M.S. 71de de Romalıların
iŞkence ve zulmüne uğramıŞlardır.9 Müslümanlara gelince önce ġii ve Sünni olarak
ayrılmıŞlar, sonra Sünniler kendi aralarında 4 mezhebe, ġiiler ise 12 gruba ayrılmıŞlardır. Bu
ayrılmalar farklılıkların değer ve derecesini göstermesi bakımından önemlidir.10

ÇatıŞmalar olsa da, farklılıklar Ortadoğuya medeniyetlerin beŞiği olması fırsatını
tanımıŞtır. Bu medeniyetin oluŞumunda Türk, Fars, Arap ana unsurların yanı sıra Nesturi,
Ermeni, Kürt, Süryani, Kıpti, Rum vb. unsurların katkıları olmuŞtur. Emevi, Abbasi,
Selçuklu ve Osmanlıların Ġslam medeniyetleri buna örnektir.

Ortadoğunun son semavi dini Ġslam, bayrağı altındaki farklı ırk veya sınıflardan tüm
insanlara eŞitliği sağlayan yeni bir sosyal düzeni haber veriyordu. Kuranın asıl mesajı;
bütün tezahürleri ile Ġlahi Birliği (tevhid) sağlamaya yönelikti. Yani yaratılmıŞların her
hallerinde en büyük sanatkâra mutlak bağlılıklarının ilan edilmesiydi. Müslümanlardan biri

Sarıkçıoğlu eserinde Yahudileri örnek vermektedir. (Sarıkçıoğlu, a.g.e, s. 132.)
Necdet Tunçdilek, Güneybatı Asya, Güven Basımevi, Ġstanbul, 1968, s. 85.
8
Tunçdilek, a.g.e, s. 86.
9
Tunçdilek, a.g.e, s. 87.
10
Tunçdilek, a.g.e, s. 87.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

rahatsızlandığında tümüyle acı çeken ve vücuda benzeyen yapısıyla bir bütün oluŞturmasını
isteyen Ġslamiyet, yalnızca ırk ve sınıf ayrımını reddetmekle kalmıyor, aynı zamanda eŞi
görülmedik bir dayanıŞma ve kardeŞliği destekliyordu. Ayrıca yalın bir demokrasi
anlayıŞının olduğu da varsayılabilir.

Arap Emevilerinin mevalisi11 olarak devletin egemenlik sahasına dahil olan Ġranlı,
Orta Asyalı veya diğer Arap olmayan insanlara, Müslüman olmayan halkına kıyasla iyi
davranılmasına rağmen, bu insanlar Arap Müslümanlarla kıyaslandığında sosyo–ekonomik
ve etnik statüleri bakımından daha aŞağıda kabul edilmekteydi.

Ġslâm dini, süratle yayılması nedeniyle baŞka medeniyet ve dinlerle de karŞı karŞıya
gelmiŞti. Süratle geniŞleyen Ġslâm memleketinin her tarafında birçok mezhep ve meslekler
vücut bularak birbiriyle Şiddetle çarpıŞmıŞtır. 12 Ayrılıklar Ġslâm tarihinin ilk zamanlarından
itibaren var olsa da Hz. Peygamber bunu bertaraf etmiŞtir. Onun vefatı ile siyasi güçlerin
tavrına göre değiŞim arz etse de ayrılıklar daha bariz bir hal almıŞtır.

2. İslâm Öncesi Ayrılıkların Temeli: Kabilecilik

Arap halklarının geleneksel kabile ve aile yapısı, Ġslam toplumunun bir parçası
olarak kalmıŞ, putperest davranıŞlar yeni anlamlar kazanmak suretiyle muhafaza edilmiŞ13 ve
Ġslam dayanıŞmasının yanında yeni anlamıyla bedevi kimliği devam edebilmiŞti. KureyŞiler,
M.S. V. yüzyıldan itibaren Mekkeyi yönetmeye baŞlamıŞlardır. Hz. Muhammedin mensubu
olduğu HaŞimilerle, diğer sülale Ümeyyeoğulları KureyŞ kabilesinin kolları idi. Ġslamiyetten
önce ordu iŞlerine Ümeyyeoğulları, idare iŞlerine ise HaŞimoğulları bakardı. Bundan dolayı
yoğun rekabet içindeydiler. Bu rekabet Ġslâmiyetin gelmesiyle farklı bir boyut kazandı.
Ümeyyeoğulları Ġslâma engel olmaya çalıŞırken HaŞimoğulları destek vermiŞlerdir.
Ümeyyeoğullarının ileri gelenleri, ancak Mekkenin fethinden sonra Müslüman olmuŞlardı.
Hz. Peygamberin vefatından sonra Müslümanlar karŞılarına çıkan problemleri çözmek için
Kuran ve Hz. Peygamberin uygulamalarını dikkate almıŞlardı. Ġslâm dünyasında ilk ciddi
problem Hz. Muhammedin ölümünden sonra idareci seçiminde olmuŞ, ancak kısa sürede
çözüme kavuŞturulmuŞtu.

Asıl sorun zihinleri iğfal eden olağanüstülük yüklenen insanların varlığıdır. Ġslâmda
zâhir ve bâtın olmak üzere iki bilgi türünün bulunduğu görüŞü ilk defa ġiiler tarafından
ortaya atılmıŞtı. Hz. Ali henüz hayattayken çevresinde toplanan bazı kimseler ondan baŞka
hiç kimsenin bilmediği bir bâtın ilminin varlığından söz etmiŞlerdi. 14 Hz. Ali bunu reddetse
de birileri -özelliklede Abdullah b. Sebe15- iddialarına devam etmiŞtir.

Ümeyyeoğullarından Ebu Süfyan oğlu Muaviye iktidarı zorla elde ettikten sonra
devletin temel anlayıŞı Hz. Osmanın kan davası üzerinden kabilecilik olmuŞtur. Derin

Corci Zeydan eserinde Mevali: “asıl memleket halkından olup ırk bakımından fatihlere mensup olmayan ve Ġslâmı
sonradan kabul edenler.” Şeklinde tanımlamaktadır. (Corci Zeydan, Ebu Müslim Horasani, Yay. Haz. Halit Fesih
Kalkan, Elif Kitabevi, Ġstanbul, 2010, s.7, dpn. 1.)
12
M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Diyanet ĠŞleri BaŞkanlığı Yayınları, 1976, Ankara, s.
15.
13
Ira M. Lapidus, “İlk Dönem İslam Toplumlarında Kurumsallaşma”, Çev. Ahmet Çekin, Ġ.Ü. Ġlahiyat Fakültesi
Dergisi Bahar, Ġstanbul, 2010/ 1(1) 309.
14
Süleyman Uludağ, “Batın İlmi”, ĠA, TDV, C. 5, Ġstanbul, 1992, s. 188.
15
Yahudi kökenli olduğu iddia edilmektedir. (Ethem Ruhi Fığlalı, “ Abdullah b. Sebe”, ĠA, TDV, C.1, Ġstanbul,
1988, s. 133.); Sebeiyye diye bir zümreninde kurucusu olmuŞtur. . (ġehristani, Milel ve Nihal, Çev. Mustafa Öz,
Litera yayıncılık, Ġstanbul, 2008, s. 159 vd); Claude Cahen, İslamiyet, Çev. E. N. Erendor, Bilgi Yayınları, Ġstanbul,
2000, s. 57.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

ayrılıklar da bu dönemde baŞlamıŞtır. ġiiler, Hariciler ve Zübeyriler Emevilere karŞı
muhalefet etmeye baŞlamıŞlar hatta daha ileri giderek zamanla ayaklanmıŞlardı. Emevi
devletinde valiler halka eŞit muamele etme ve güzel davranma konusunda kusur etmiŞlerdi.
Buda mevali kavimlerin gitgide öfkelenmesine ve kin beslemesine yol açmıŞtı.

3.İran’da İslam’ın Kabulü ve Türkler

Ġranda, halkla hanedan arasındaki uçurumun giderek derinleŞtiği ve sınıflar
arasındaki farklılıkların günden güne büyüdüğü bir sırada, komŞu Arabistanda, tek tanrıya
inanan, eŞitlik ve birlikten bahseden bir din, parçalanmıŞ Arap kabilelerini birleŞtirmekte ve
onları bu yeni ideolojinin etrafında toplamaktaydı. Devletin zulmünden ve eski inançlarının
da din adamları tarafından bir baskı unsuruna dönüŞtürüldüğünü gören Ġran halkı, bu yeni
dinin getirdiği mesajları kendi kurtuluŞu olarak görüyordu.

Ġslam devleti Muaviye ile birlikte kutsal hedeflerinden saptırılmıŞtı, zira
Muaviyenin hilafete gelmesinden sonra (661) Ġslamiyetin ilk yıllarındaki seçkin halifeler
yerini despot idarecilere bırakmıŞtı. GeniŞ bir alana yayılan Arap Emevi Devletini tek parça
haline getirmek ve merkezi hükümetin kontrolü altında tutabilmek için Ġslami halifelik
kurumunu, Arap asil sınıfına dayanan bir Arap monarŞisisine dönüŞtürmüŞtü. 16 Muaviye ve
ondan sonraki Emevi Halifeleri idarenin siyasal boyutuna ağırlık vererek dini faktörleri
ikinci plana attılar. ĠŞte bu tutumları Ġrandakilerde hayal kırıklığı meydana getirdiği için eski
inançlarını Ġslâma monte etmek suretiyle yaŞatabilmiŞlerdi.

Muaviyenin, Arap ırkçılığına dayalı Ġran ve doğusundaki toplulukları ĠslâmlaŞtırma
siyaseti Türkistan halkına da cazip gelmiyordu. Ayrıca 705–715 yıllarında Emevi halifesi
olan Velid b. Abdülmelikin Horasan valiliğine atadığı Kuteybenin 17 Türkistan halkını
çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirmesi Türk halkında Emevi saltanatına karŞı derin nefret
uyandırmıŞtı. Yerli halka bir nevi soykırım uygulayan Ġbn Kuteybe, Buharayı ele
geçirdikten sonra Türklerden oturdukları evlerinin yarısını Arap ailelere vermelerini
emretmiŞti.18 Bu siyasetiyle Türkleri anane, gelenek ve kültürlerinden yoksun bırakıp
AraplaŞtırmayı amaçlamıŞ olan Kuteybe, uygulamaya direnen Türk ailelerini türlü
iŞkencelerden geçirerek sindirmeyi baŞarmıŞtı. Emevi nefretine rağmen, 681de Kerbelada
Hz. Hüseyinin Şehit edilmesi sonucu Ġrana göç eden Hz. peygamberin torunlarının lehine
Horasan ve Maveraünnehr (AŞağı Türkistan) bölgelerinde derin bir itibar oluŞmuŞtu.
Emeviler tarafından mağdur edilen Ehlibeytin Ġslâma davet çağrıları Türkler arasında
büyük rağbet görmüŞtü.

Emevi sultanlığının kurucusu Muaviyenin, oğlu Yezidi kendi yerine atamasıyla
hilafetin ikinci kez Şahsi çıkar ve saltanata dönüŞtürüldüğünü gören Ehlibeyt ve taraftarları
Irak bölgesinden sonra tüccar adı altında Horasan bölgelerine giderek, Kuran ve Ehlibeyte
dayalı Ġslâmiyetin ve hilafetin hâkimiyetini sağlamaya çalıŞmıŞlardı. Önceleri Hz. Hüseyin,
sonra da Abdullah b. Zübeyrin baŞlattığı mücadele, Haccac b. Yusufun ağır baskı ve
zulümlerine rağmen Ġmam Zeydin Şahsında zirveye ulaŞmıŞtı. Daha çok Horasan yöresinde

Bernard Levis, Tarihte Araplar, Çev. H. Dursun Yıldız, Ġ.U.E.Fak. Yay., Ġstanbul, 1979, s.74-75.

Et-Taberi, Tarihu’r- Rusûlü ve’l- Mülük, nŞr, M. J. De Goeje, C. 8, Leiden, 1885–1889,s. 1178; Ġbnül-Esir,
a.g.e, C. 4, s. 469 vd; C. Brockelman, İslâm Milletleri ve Devletleri Tarihi, Çev. NeŞet Çağatay, C. 1, Ankara,
1964, s. 75; el- Belazuri, Fütühu’l- Büldân, Çev. Mustafa Fayda, TTK Basımevi, Ankara, 2002, s. 215.
18
A. Wambery, Tarih-u Buhara, Çev. Ahmed Mahmud es-Sadati, nŞr, Yahya el-HuŞŞab, Kahire, 1965, s.67; T. W.
Arnold, İntişar-ı İslâm Tarihi, Akçağ Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1982, s. 216; H.A.R. Gibb, Orta Asya’da Arap
Fütuhatı, Çev. M. Hakkı, Ġstanbul, 1930, s. 34.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

geliŞen mücadele HiŞamın direktifiyle Horasan valilerince sıkı bir Şekilde izleniyordu.
Ġmam-ı Azam Ebu Hanife Zeyde yazdığı mektupta; “Deden Hz. Peygamber için Bedir
savaŞının önemi ne ise Emevi zalimlerine karŞı baŞlattığın kıyam da senin için aynı anlamı
taŞımaktadır. Kendim sana yardıma gelemiyorsam da öğrencilerimden bir gurubu senin
yanında savaŞmaya gönderiyorum.” diyordu. Ebu Hanife öğrencileriyle Ġmam Zeyde bin
dirhem para yollayarak Zeydin bu mücadelesine destek vermiŞtir. 19

Ömer b. Abdülazizin, “mühtedilerden haraç almamak, her tarafta kervansaraylar ve
hastaneler vücuda getirmek, adil bir idare kurmak” fikri layıkıyla tatbik edilseydi,
Maveraünnehr pek çabuk MüslümanlaŞacaktı; fakat Emevilerin zalim ve menfaatperest
siyaseti buna engel oldu. Türklerle uzun süre savaŞ yapıldı. Bu dönemde Çinlilerin saldırıları
artınca ve Ebu Müslimin yolladığı Ziyad b. Salih kumandasındaki ordu Karluk Türklerinin
de yardımıyla mağlup edilince, Türklerin ĠslamlaŞma süreci baŞlamıŞ oldu(H. 133-M. 751).20
Ġslâmı benimseyen Türkler Emevilerin sosyal yapı olarak oluŞturdukları mevali adı verilen
Arap olmayan Müslümanlar sınıfına dâhil edilmiŞlerdir. Türkler askeri cephenin liderliğini
yaparken yeni devletlerin kurulmasına ya da kendileri devletler kurmaya muktedir
olmuŞlardır. Bu etkinliklerini bazen doğrudan kendileri, bazen de mensubu oldukları mezhep
ve meslekler vasıtasıyla gerçekleŞtirmiŞlerdi. Yani bir Şekilde siyasi erki oluŞturmada aktif
rol almıŞlardı.

Türklerin gittikçe artan taarruzlarıyla zaten yıkılmaya hazır hale gelmiŞ olan Sasani
saltanatı Arap kılıcı karŞısında önce boyun eğmiŞ, sonra Ġranilik, Hz. Hüseyin 21 ve evladını
Sasanilerin varis ve takipçisi sayarak, “Ehlibeytin hukukunu müdafaa” perdesi altında Arap
milliyetine ve Ġslâm dinine karŞı çıkmıŞlar ve mücadele etmeye baŞlamıŞlardır. Eski bir
medeniyetin kolayca yok edilemeyeceğini (ZerdüŞt akidelerini Ġslâm kisvesi altına sokmak
suretiyle) açıkça göstermiŞti.22 Ġslâm memleketlerinin her tarafında çeŞitli mezhepler ve
meslekler hüküm sürmekte ve hükümdarların Şahsi ihtirasları bunların geliŞmesine büyük bir
saha bırakmaktaydı.23

Arap olmayan halkların özgürlüğü yönünde sözler söyleyen ve bu temel çizgiyle
ortaya çıkan Abbasiler, Emevilerden çokta farklı davranmamıŞlardı. Büyük binalar inŞa
etmek, harir elbiseler giymek, altınlarla süslenmek, Abbasilerin yeniliklerinden olmuŞtu. 24
Ümeyyeoğullarına mensup insanları kılıçtan geçirmiŞler böylece Ortadoğu yeni bir kan
dökücülük yaŞamıŞtır. 25

Ġbn Abdülber en-Nemeri, el-İntika fi feza’ili’ş-selaseti’l-e’immeti’l-fukaha, Kahire, 1350, s. 170;Halim Sabit
ġibay, “Ebu Hanife”, ĠA, MEB, C. 4, Ġstanbul, 1978, s. 24; Mustafa Uzunpostalcı, “ Ebû Hanife” ĠA, TDV, C. 10,
Ġstanbul, 1994, s. 133.
20
Köprülü, a.g.e, s. 13.
21
Arnold, eserinde Ġslamiyetin Ġranda yayılma gerekçelerini saydıktan sonra bir gerekçe olarak ta Hz. Hüseyinin
Sasani hükümdarı Yezdicerdin kızı ġahbanû ile evlenmesi halkın teveccühünü artırdığını yazmaktadır. (Arnold,
a.g.e, s. 212.)
22
E. Blochet, Etudes sur l’histoire religieuse de l’İran, Leroux, 1889, s. 20.
23
ġehristani eserinin dördüncü mukaddimesinde ayrılıkları ve ayrılıklara zemin hazırlayan hükümdarları
zikretmektedir. Ayrıca eserin diğer bölümlerinde de bu düŞüncemizi destekler mahiyette bilgiler vardır. (ġehristani,
a.g.e, s. 33 vd.)
24
Cahız, risalesinde IX. yüzyılda, Bağdat merkezli doğu Ġslam toplumunda, mücevherler, kıymetli taŞlar, parfümler,
nadir ticaret malları ve avcılıkta yararlanılan av kuŞları gibi daha çok zengin tabakayı ilgilendiren konulara ve
kısmen de toplumun diğer sosyal tabakalarını ilgilendiren hususlara yer vermiŞtir. (M. Mahfuz Söylemez,
“Cahız’ın et-Tebessur bi'tticare adlı risalesi”, A. Ü. Ġlahiyat Fak. Dergisi, c. 42, Ankara, 2001, s. 305.)
25
K. V. Zettersteen, “ Abbasiler”, ĠA, MEB, C. 1, Ġstanbul, 1978, s. 18.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

Doğudaki Ġslam topraklarında Arap yöneticiler ile diğer Arap olmayan halk arasında
bu Şekilde devam ettirilmiŞ bir husumet vardı. Doğrusu Suriye ve Irakta bulunan halifeliğin
iktidar merkezlerinden uzakta bulunan Ġran topraklarında, özellikle Horasan ve
Transoxanianın (Türkçesini yazalım) doğusunda bulunan ücra bölgelerde26 geliŞigüzel
ĠslamlaŞtırılan insanlar, Arap kurallarına hatta bazen Ġslâma isteyerek boyun eğmemiŞlerdi.
Bilinen ayaklanmalara yol açan farklı dini-politik düŞünce, fırkalar ve mezhebi hareketler
Orta Asya, Horasan ve Ġran topraklarının diğer bölgelerinde yoğunlaŞmıŞtı. Bunların hepsi
kurulu halifeliğe karŞıtlığını vurgularken, bölgedeki birçok hareket, ZerdüŞtlük, Mazdekizm
ve diğer Ġran geleneklerinden kaynaklanan Arap ve Müslüman karŞıtı duygularını açıkça
göstermiŞtir. Ġran Müslüman oldu; ancak Eski Ġran geleneği de tamamen ortadan kalkmadı.
Bu topraklarda ortaya çıkan Ġslâm mezheplerinde eski inançların izlerini bulmak
mümkündür.27

Bâtıni anlayıŞlardan Enkarnasyon (Hulul)28 “bir Şeyin mevcudiyetinin diğerinin
mevcudiyeti ile aynı olması manasındadır. Ġlahi zatın veya sıfatların, yaratıklardan birine,
bir kısmına yahut tamamına intikal edip, onlarla birleŞmesi, Allahın insan veya baŞka bir
maddi varlık görünümünde ortaya çıkması” diye tanımlanmıŞtır. ġamanizmle intikal etmiŞ
gibi görünmekle beraber gerçekte tipik Budist inançlardır. Büyük bir ihtimalle, daha Orta
Asya'da Budizmin Türkler tarafından kabulü esnasında geçmiŞtir. M.S. VI. yüzyıldan
itibaren Göktürkler ve daha sonra da Uygurlar arasında uzun zaman Budizmin mevcudiyeti
de düŞünülürse, Türklerdeki hulul inancına baŞka bir kaynak aramak fuzulidir. 29 Hulul inancı
biraz incelendiğinde Budizm ve ZerdüŞtlükle yakın ilgisinin bulunduğu görülür. 30

4. Hulul Düşüncesinin İslâm Dünyasına Etkileri

Hulul (Enkarnasyon) anlayıŞı eskiçağlardan beri var olan bir inanç sistemidir.
Kendisine en çok taraftar bulduğu yer Asya ve onun çok önemli bir parçası olan
Ortadoğudur. Ortadoğunun kan gölüne çevrilmesine sebep olmuŞtur. Kendisine Tanrısal bir
güç atfedenler bölgede önemli bir güç olmuŞlardır. Merkezi devletler bunları takibata tabi
tutmuŞ ve birçoğunu ortadan kaldırmıŞtır. Cafer b. Ebu Talib (el-Tayyar) soyundan olan
Abdullah b. Muaviye, Tanrısal ruhun birinden ötekine geçtiğine inandığı için Abbasiler
tarafından öldürülmüŞtür.31

Hulul anlayıŞının etkisinin görülmesi ve birbirleri ile bağlantılı olmaları nedeniyle bu
konuda aŞağıdaki isimleri örnek verebiliriz.

Ġlk Arap coğrafyacılar ve tarihçiler Mâverâünnehir, Oxus (Amûderyâ) nehrinin ötesindeki toprak
anlamında kullanmıŞlardır.
27
G. Tümer-A. Küçük, Dinler Tarihi, Ocak Yayınları, Ankara, 1988, s. 80; Ġranda Bâtınilik fitnesi
ortaya çıktı. Çünkü Ġslâmın savaŞ meydanlarında yenilemeyeceğini anlayan kudret ve nüfuz sahibi
ZerdüŞtiler Bâtınilik fitnesi ile parçalayarak etkinliklerini artırmıŞlardır. (Ebul Hasan el-Nedvî, İslâm
Düşünce Hayatı, Dergâh Yayınları, Ġstanbul, 1977, s. 142); Muhammed Ġkbal, İran’da Metafiziğin
Gelişmesi, Ġstanbul, 1971, s. 19.

ġehristani, a.g.e, s. 280; Hinduizmde Avatara adıyla mevcuttur. (Tümer-Küçük, a.g.e, s. 66.)
Abdülkadir Ġnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, TTK, Ankara, 1986, s. 5.
30
A. YaŞar Ocak, Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri, ĠletiŞim Yayınları, 2000, Ġstanbul, s. 183
vd.
31
Cahen, a.g.e, 60-61.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

Merv Şehrine üç fersahlık mesafede bulunan Mahvan köyü ve çevresindeki baŞka
köylerinde sahibinin oğlu olan Ebu Müslim32 Ġslâm tarihinin önemli Şahsiyetlerinin baŞında
gelmektedir. Akıllı, dirayetli ve konuŞma kabiliyeti yüksek olan biri olarak anlatılmaktadır.

Ebu Müslim Horasani milliyeti meçhul 33, fakat Turan ülkesi kahramanlarına
benzeyen, onların mümeyyiz vasıflarını taŞıyan ve gerçekten de değerli bir komutandır. 34 H.
129 (M. 747), Ebu Müslim-i Horasaninin faaliyetleri esnasında onun en güvenilir
adamlarından biriside Tarhan el-Cemmel isimli Türktür.35 Yıldız, daha birçok Türk
komutanın Abbasi ihtilalinde Ebu Müslimin yanında yer aldığını belirtir.36 Çocukluk
yıllarını Emevi aleyhtarı siyasi ve sosyal faaliyetlerin merkezi Kufede geçirmiŞtir. 37

Abbasoğullarının, Ehlibeyt namına yürüttükleri davete Horasan halkı, Hz.
Peygambere sevgi bağı nedeniyle muhabbet besliyorlardı. Buna karŞı iktidarı entrikalarla
elinde tutan Emevi hanedanından ise nefret ediyorlardı. Olayları köŞesinde dikkatle izleyen
Abbasoğullarından Ġbrahim, Ebu Müslimi propaganda maksadıyla Horasana yolladı.38
Milliyetinin müphemliği ġii liderleri tereddüde düŞürse de Ġmam Ġbrahimin ısrarıyla
tereddütler giderilmiŞti. Ġmam Ġbrahimin emri üzerine köleler efendilerini öldürüp
silahlarını ele geçiriyor, Arap olmayan unsurlarda Araplara karŞı duydukları kini her fırsatta
açığa çıkarıyorlardı.

17 Mayıs 747de39 parolaları giydikleri siyah elbiseler olan 40 Ehlibeyt taraftarları ile
Türkler Ebu Müslimin etrafında örgütlenmiŞlerdi. KoŞulların oluŞtuğunu gören Ebu
Müslim, Emevi idaresine açıktan isyan etti. Halife Mervan, isyanın gizli lideri
Abbasoğullarından Ġbrahimi oturmakta olduğu Humeyme köyünden getirterek hapsettirdi ve
öldürttü. Öldürüleceğini anlayan Ġbrahim, oğlu Ebu Abbas Abdullahı sağlığında yerine
halife tayin etmiŞti. Emevilerin yıkılmasıyla Abbasilerin ilk halifesi olacak olan Abbas,
Humeymede oturmanın sakıncalarını göz önünde tutarak Kufedeki yakınlarının yanına
giderek bir müddet gizlenmiŞtir. Horasan ve civarını baŞtanbaŞa hâkimiyeti altına alan Ebu
Müslim, Emevilerin Iraktaki egemenliğine son verdi.

W. Barthold, “Ebu Müslim” , Ġlaveler M. H. Yınanç, MEB, Ġstanbul, 1978, s. 39,41; Muhtemelen H.100 (M. 718–
719) yılında Isfahan veya Mervde doğdu. Kendi bastırdığı sikkelerde adı Abdurrrahman b. Müslim Şeklinde
geçmektedir. (H. Dursun Yıldız, “ Ebu Müslim-i Horasani” , ĠA, TDV, C. 10, Ġstanbul, s. 197.); Cahen, a.g.e., 61.
33
H. Dursun Yıldız, “Abbasiler” , ĠA, TDV, C. 1, Ġstanbul, 1988, s.32; Ġbnül- Esir, Ebu Müslimin milliyeti ile
ilgili birkaç rivayet vermektedir. Ama Arap olmadığında birçok yazar hemfikirdir. (Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 5, s. 213
vd.)
34
Ordusunda siyah elbise giyen Türklerin çokluğu dikkat çekicidir. (Zekeriya Kitapçı, Saadet Asrında Türkler,
Konya, 1993, s.171.)
35
Türklerde Tarhan-Tarkan vezirin Türkçe karŞılığı olarak kullanılmaktadır. Tonyukuk Yazıtı cenup tarafı 6 “Boyla
Baga Tarkan”, batı tarafı 34 “Apa Tarkana gizli söz…”. (H. Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, TDK, Ankara,
1994, s. 102, 112.); KaŞgarlının eserinde; Tarxan: Argu lehçesinde “bey” diye geçmektedir. (KaŞgarlı Mahmut,
Divanü Lugati’t-Türk, Çev. ve Düz. Seçkin Erdi, Serap Tuğba Yurtsever, Kabalcı Yayın, Ġstanbul, 2005, s. 538.)
36
H. Dursun Yıldız, İslamiyet ve Türkler, Ġ.Ü, Edebiyat fakültesi yayın, Ġstanbul 1976, s. 52 vd; Kitapçı, eserinde
ihtilalde Doğu Horasan Türklerinin etkisinden birçok Arap kaynağına dayandırmak suretiyle anlatmaktadır.
(Zekeriya Kitapçı, Yeni İslam Tarihi ve Türkler, Türkeli yayınları, Ankara, 1995, s. 70); Hatayi Külliyatı, Haz. E.
N. Necef- B. CavanŞir, Ġstanbul, 2006, s. 59-60.
37
Yıldız, “Müslim”, C. 10, s. 197.
38
Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 5, s. 295.
39
Üçok, “HaŞimoğullarının siyah bayrak etrafında toplanmaları Suriyelileri bir araya getirmiŞtir, ancak ihtilalcileri
engelleyememiŞtir” demektedir. (Bahriye Üçok, İslam Tarihi Emeviler-Abbasiler, MEB Yayınları, Ankara, 1979,
s. 85.)
40
Cahen, 749 tarihini vermektedir. Cahen, a.g.e, s.64.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

Doğudaki bu durum Bizans için uygun bir Şekil almıŞtı. Arapların kuvveti gerek III.
Leon Devrindeki savaŞlar ve gerekse ağır bir iç kriz yüzünden sarsılmıŞtı. Ġmparator
Konstantinos V. zamanında Bizansın doğudan maruz kaldığı baskı hafifledi ve Arapların
elindeki (746 tarihinde) Germanikeia (MaraŞ)yı Bizans zapt etti.41

Ebu Müslim güçlendikçe Araplar bir araya gelmeye çalıŞmıŞlar, ancak kendi
aralarındaki derin ayrılıklardan dolayı bunda baŞarılı olamamıŞlardır. Halife Mervan son
olarak Zap suyu kenarında Abbasilerle yaptığı savaŞta 42 kesin yenilgiye uğrayınca Musula
sığınmak istedi. Musul halkı kendisini kabul etmeyince Mısıra kaçtı. Mervanın Mısırda
bir mabet içinde gizlendiğini öğrenen Abbasiler, Mabedi bastılar ve Mervanı öldürdüler.
Mervanın öldürülmesiyle Emevi devleti tarih sahnesinden çekilerek, yerine
Abbasoğullarından Ebu Abbasın baŞkanlığında Abbasi devleti kurulmuŞ oldu(750). Abbasi
devletinin kuruluŞunda büyük emeği geçen Ebu Müslim Horasani, bir halk kahramanı olarak
çok seviliyordu. Abbasi Halifesi Mansur, Ebu Müslimin gücünden korktuğu için onu
Mısıra vali tayin ederek merkezden uzaklaŞtırmak istemiŞti. “Horasanda bizim
yurdumuzdur” diyerek verilen görevi kabul etmeyip halifenin oyununu bozan Müslim, bir
müddet sonra bazı arkadaŞlarıyla birlikte hile yoluyla saraya davet edilerek halifenin
huzurunda acı bir Şekilde öldürülmüŞ (755)43 ve Dicle ırmağına attırılmıŞtır.44

Bu trajik ölüm Ortadoğuda yeni kin ve onarılmaz yaralara baŞka bir neden teŞkil
etmiŞtir. Mesudi, Ebu Müslimin öldürülme haberinin Horasan ve diğer bölgelere
ulaŞmasıyla Hürremilerin bundan duydukları rahatsızlığa değinmiŞtir: “Bunlar Ebu Müslimi
ve onun Ġmametini benimsedikleri için el-Müslimiye diye isimlendirilirler. Onun vefatından
sonra bu konuda ihtilafa düŞmüŞlerdi. Bir kısmı onun ölmediğine, ölmeyeceğine (geri
döneceğini ve ortaya çıkıp yeryüzünü adaletle donatacağına) inanmıŞlardı. Bir kısmı kesin
olarak öldüğüne ve ondan sonra kızı Fatımanın imametine inandı. Bunlar bundan dolayı el-
Fatımiye diye isimlendirilmiŞlerdi.”45

Ebu Müslimin soyundan geldiğini iddia eden veya onun imametine ve ulûhiyetine
inanan bazı kiŞiler ve gruplar ölümünden sonra siyasi-dini isyanlar baŞlatmıŞlar ve
intikamını almak için seferber olmuŞlardır. Ġran ZerdüŞtilerinden olan NiŞapurlu Sinbad, her
mezhepten kiŞileri etrafında topladı. Amacı geri dönecek ve tanrılığına inandığı Ebu Müslim
adına Ġrana hakim olmaya çalıŞtı.46 Taberistanda Abbasi güçlerince yakalanıp öldürüldü. 47
Benzer gerekçe ile Türkistanda da isyanlar çıktı. Bunlardan Mukanna ve Babek isyanları en
önemlileridir.

Adı Ata, Hâkim ya da HiŞam b. Hâkim olarak kaydedilmektedir. Abbasilerle giriŞtiği
savaŞlarda taraftarlarının kendisinden “Hey HaŞim bize yardım et” diye niyazda
bulunmalarından dolayı adının HaŞim olduğu anlaŞılmaktadır. ġaŞılığını, yüzünü örttüğü

Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti tarihi, Çev. Fikret IŞıltan, TTK, Ankara, 1995, s.155.
Ermeni vekainame yazarı Gewond; “her iki taraftan da sayısız cesetler savaŞ meydanına düŞmüŞtü” derken abartılı
olarak 300000 kiŞinin öldüğünü yazmaktadır. (Gewond, Gewond’s History, Trans. Robert Bedrosian, New Jersey,
2006, s. 126.)
43
Ġbnul Esir, a.g.e, C. 5, 340 vd; Ġbn-i Tiktaka, el- Fahri fi’l-Adabi’s- Sultaniye, Çev. Emile Omar, Paris, 1910, s.
282; Makrizi, En-Niza ve’t-tahasüm fi ma beyne beni Ümeyye ve beni Haşim, Leyden, 1888, s. 53.
44
Cahen, a.g.e, s. 69.
45
Mesudi, Murûc ez-Zeheb, Çev. D. Ahsen Batur, Selenga Yayınları, Ġstanbul, 2004, s. 226.
46
Yıldız, a.g.e, s. 54.
47
Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 5, s. 392.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

yeŞil örtü (kına) veya altın bir peçe ile gizlediği için “Mukanna” (örtülü) lakabıyla Şöhret
bulmuŞtu. Merv yakınlarında bir köyde hayatını devam ettirirken Ebu Müslim hareketinin
içinde yer almıŞtır.48

Mukanna, Allahın kendisinde hulul ettiğine inanmaktaydı. Mukannaya göre Allah
önce Hz. Âdem olarak yeryüzünde görünmüŞ, sonra Nuh Peygambere hulul etmiŞ, ondan
sonra sırasıyla bütün büyük peygamberler vasıtasıyla Hz. Muhammed'e kadar gelmiŞtir. Hz.
Muhammed'den Hz. Ali'ye hulul eden Allah, sırayla evladına ve nihayet Ebu Müslim
Horasani'ye geçerek onun bedeninde yaŞamıŞ, en son olarak da kendi vücuduna hulul
etmiŞti.49

Daileri vasıtasıyla inanç sistemini yaymaya baŞlamıŞtır. KiŞ (KeŞ) kentini merkez
edinip buradaki Türkleri ve Soğdlu köylüleri kendisine bağlamıŞtı. KeŞde Siyam kalesine
yerleŞmiŞ, çevredeki kaleleri, binaları ele geçirip Abbasilere isyan baŞlatmıŞtı.

Halifenin gönderdiği kuvvetlerle yapılan savaŞların birçoğunda kaybetmiŞti. Siyam
kalesine sığınan Mukannayı kuŞatan halife kuvvetleri karŞısında dayanamayan
taraftarlarından 30000 kadarı rüŞvet alarak kaleden ayrılmıŞlardı. 2000 kiŞi ile kalede kalan
Mukanna mağlup olacağını anlayınca hep birlikte semaya yükselmek için kalenin ortasında
ateŞ yakıp bu ateŞe atlayarak yanmıŞlardır (778).50 Halife kuvvetlerinin, içeri girdiklerinde
kalenin boŞ, yanmıŞ ve tahrip edilmiŞ olduğunu birçok kaynak belirtmektedir. 51

Mukannanın bazı taraftarlarının inançlarını günümüzde KeŞ, NerŞah ve Buharada
sürdürdükleri bilinmektedir. Onun görüŞlerini benimseyenlerin oluŞturduğu aŞırı
müŞebbihe52 fırkası Mukannaiye53 diye anılmaktadır. Etrafında toplanan kitlenin fakir köylü
ve göçebelerden54 oluŞtuğu dikkate alınırsa Mukannaın isyanının aslında Orta Asyanın
köylü ve çiftçilerden meydana gelen halkıyla Maveraünnehirde hâkim olan Abbasi yönetimi
arasındaki sosyal bir mücadeleden ibaret olduğu söylenebilir. 55

Babekin mensup olduğu Hürremiye bir mezhep adı olup bu ad Farsça bir kelime
olan “Hürrem”57 (hoŞ)den türetilmiŞtir.58 Çünkü bu mezhep mensupları hoŞ olan her Şeyi

Mustafa Öz, “Mukanna’ el-Horasani”, ĠA, TDV, C. 31, Ġstanbul, 2006, s. 124; Cahene göre; 776dan 779a
kadar süren isyanın önderinin Peçeli lakaplı el-Mukanna, Ebu Müslimin komutası altında savaŞmıŞ ve sonra da
Mervde Ravendi mezhebine girmiŞ biriydi. (Cahen, a.g.e, s. 69.)
49
Ehsan Yarshater, “Mazdakism”, Cambridge History of Iran Vol. 3 (2), Cambridge, 1983, s. 1003.
50
El- Bağdadi, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Çev. Ethem Ruhi Fığlalı, TDVY,
Ankara, 1991, s. 201; Öz, “a.g.m”, s. 125; Ġbnül-Esir, “Mukanna aile fertlerini bir araya topladı zehir içirip
öldürdü” demektedir. (Ġbnül-Esir, a.g.e, 5, 52.)
51
Ġbnül-Esir, a.g.e, 5, 52, Taberi, a.g.e, C. VIII, s. 144; Öz, “a.g.m”, s. 125.
52
Bu fırka ile ilgili bkz. ġehristani, a.g.e, s. 99; yine bkz. Bağdadi, a.g.e, s. 169.
53
Bağdadi, a.g.e, s.200–201.
54
Bağdadi, a.g.e, s.200; el-Hamevi, Mu’cemu’l-Buldan, II, Mısır, 1324–1325/1906, s. 381.
55
Öz, “a.g.m”, s. 125.
56
Âbul-Farac “Harzemli Babek” demektedir. (Bar Hebraeus, , Âbu’l-Farac Tarihi I, Çev. Ö. Rıza Doğrul Ankara,
1999, s. 225.); Taberi, a.g.e, C. III, s. 1175–1233; Yakubi, Tarih, nŞr, M. Th. Houtsma, C. II, Leiden, 1883, s.
473–579; Bağdadi, a.g.e, s.206.
57
Bünyadova göre; “Hürrem adı „ateŞle, yani „hur/hür (güneŞ, ateŞ) ile aynı terkiptendir. Bu son söz Pers kökenli
olup Grabarca kaynaklarında da vardır.” (M. Z. Bünyadov, Azerbaycan VII-IX esirlerde, Bakı, 1989, s. 224–
225.); Ġbnül-Esir, kelimeyi fecr olarak anlamlandırır. (Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 284.); Bu isim, Mazdek in eŞi
Fadenin kızı Hurreme adlı birisinin isminden türemiŞtir. (Nizamül-Mülk, Siyasetname, Çev. Mehmet Taha Ayar,
Türkiye ĠŞ Bankası Yayınları, Ġstanbul, 2010, s. 293.)

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

doğru kabul etmiŞlerdi. “Hürrem” kavramı hakkında yorumcular bu sözcüğün Erdebil
Şehrinin “Hürram” bölgesinden türetildiğini savunmuŞlardır. Hürremiler, Horasanda Ebu
Müslimin 753-754da öldürülmesinin ardından meydana çıkıp ünlü olmuŞlardı. Hürremiler
ilk olarak 778–779 yılında Kızıl bayraklılar olarak Gurgan bölgesinde isyan etmiŞlerdi. 59
Bunun ardından Azerbaycanın Bezz60 Kalesinde Abbasilere karŞı ve Babek liderliğinde bir
baŞka isyan baŞlatılmıŞtı.

Kaynaklarda Babekin kökenine dair çeŞitli rivayetler vardır. Ancak bu rivayetlerden
hangisinin doğru olduğunu tespit etmek zordur. Ġsyanın ardından sağladığı baŞarılar, onun
hayatı hakkında çeŞitli rivayet ve efsanelerin uydurulmasına neden olmuŞtur. Kaynağının
Vakid b. Amr olduğunu söyleyen en-Nedim, Babekin babası Abdullah, Medainli bir yağ
tüccarı (dahhan) iken, Azerbaycanın Mimad bölgesinde “Bilal Abad” köyünde yerleŞmiŞ ve
daha sonra (Babekin annesi olan) bir kadın ile evlenmiŞtir. 61 En-Nedim, Babekin annesinin
Azerbaycanlı olduğu ve kendisinin Azerbaycanda doğup büyüdüğünü kesin bir ifade ile
belirtmektedir. Hürremiler lideri Cavidan, Bezze giderken, Babekte gördüğü kabiliyetten
dolayı onu annesinden alarak beraberinde götürmüŞtü. Cavidan öldükten sonra karısı,
Cavidanın ruhunun Babek e geçeceğine inanıyordu. Bundan dolayı ona itaat edilmesini
istiyordu. Bunu sağlamak içinde kocasına atfen naklettiği sözler ile Hürremilerin Babeke
itaat etmelerini temin ettiği çok yerde rivayet edilmektedir.62 En-Nedim, Babekin ülûhiyet
iddiasında bulunduğunu belirtmektedir.63 Hürremilerin daima yeryüzünde bir peygamber
bulunacağına (bazı ġiilerde olduğu gibi) ve peygamberliğin kalıtım veya hulul yolu ile
intikaline dair yazdığı inançlar64 Babekin bu mezhep içerisindeki yerini daha iyi
anlatmaktadır.

BaŞlangıçta efsanevi bir mahiyet arz eden Babekin hayatı 816dan sonra bütün
teferruatı ile bellidir. Babek bu tarihte ortaya çıkan fırsattan ve taraftarlarının
temayüllerinden yararlanarak civardaki bölgelerde bulunan, Arap hükümdarların mallarına
saldırdı ve ele geçirdi.65 Babekin bu Şekilde baŞlayan Şöhreti arttıkça Arap hükümdarların
zulmünden bıkan insanlar onun yanında toplanmaya baŞladı ve Hürremilerin sayısı
çoğalınca, Bezz civarında bulunan Araplar Meragaya çekildi. Hürremilerin daima Arap
istilasına karŞı daima kin ve nefret besledikleri, hâkimiyeti ele almak için her fırsatta zuhur
ettikleri tarihi bir gerçektir. Bu sebeple Hürremiler isyana en içten ve derin duygular ile
katılmıŞlardır. Sasaniler döneminde selefleri olan Mazdekilerin, devlete ve asil sınıflara karŞı
aynı duyguyla hareket ettikleri de bellidir. Buna dayanarak Babekilerin yirmi sene içinde
Arap ordusundan öldürdüklerinin yüz bine çıktığına dair rivayetleri çok abartılıdır. 66 Abbasi
halifesi Memun, Hürremilerin ayaklanmaları nedeniyle, Yahya b. Muazı Ermenistan
valiliğine göndererek ayaklanmanın bastırılmasını talep etti. Yahyanın baŞarısızlığı
nedeniyle 820de Ġsa b. Muhammed bu göreve atandı. Ġsa b. Muhammed bölgedeki
komutanlar ile Bezze yaptığı saldırılarda yenildi. Bu baŞarılar Babekin gücünü artırarak

Keyif çeken, esrik. Bünyadov, a.g.e, s. 220–221.
Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 327; Said Nefisi, Babek, Çev. Mahmut Ayaz, Berfin Yayınları, Ġstanbul, 1998, 20.
60
Mehmetov, Babekin Bezzli olduğu bilgisini Ermeni yazar Vardanın yazdığını belirtmektedir. (Ġsmail Mehmetov,
Türk Kafkası’nda, Ötüken Yayınları, Ġstanbul, 2009, dpn.1, 192.); Nefisi, a.g.e, s. 41; Cahen, a.g.e, s. 96.
61
En-Nedim, al-Fihrist, Ed. Flügel, Leipzig, 1871–1872, s. 480.
62
En-Nedim, a.g.e, s. 481; Nefisi, a.g.e, s. 15.
63
En-Nedim, a.g.e, s. 480.
64
Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 284.
65
Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 389.
66
Mehmetov, a.g.e, s. 196.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

daha cüretle hareket etmesine zemin hazırladı. 824te Zurayk b. Alinin aczi, onun görevden
alınmasına ve yerine Muhammed b. Hamid al-Tainin tayinine neden olmuŞtur. Ancak bu kiŞi
de Babekin ani bir saldırısı sonucunda hayatını kaybetmiŞ, ordusu bozguna uğramıŞtır. 67

Babekin bu baŞarıları bazı Ermeni liderlerinin dikkatini çekmiŞ 68, onun tarafını
tutmalarına ve desteklemelerine neden olmuŞtur. Aras boylarında sürüp giden bu karıŞıklıklar
sırasında halife Memuna sadakatleri yüzünden Bagratlıların itibarı yükseldi. 830 tarihinde
Taron Bagratlılar beyliği kurulmuŞtu. 833 senesinde Sımbat Aplapas ve Batı Sünik Prensi
Sahak ayaklanmıŞlardı. Sımbat ve Sahak cezalandırılmadığı gibi Sahak “ĠŞkhanlar iŞkhanı”
unvanı alınca Sımbat yardımcısı olmuŞtur.69 Babek hareketini bertaraf etmeye çalıŞan
halifelik düŞman azaltma politikası gereğince Aras boylarındaki derebeylerle anlaŞma yolunu
tercih etmiŞtir.70

Azerbaycan valiliğine seçilen daha sonra da Horasana gönderilen Abdullah b.
Tahirin ardından Ucayf b. Anbese ve Ali b. HiŞam gibi kiŞilerin Babekin karŞısındaki
yenilgileri ve bölge insanlarının yardımı sonucu 832de Babekin gücü en yüksek seviyeye
ulaŞmıŞtı.71

Diğer taraftan bir savaŞsızlık döneminden72 sonra Bizans ile Abbasiler arasında
baŞlayan (M.S. 830dan sonrası) savaŞ, Memunun önemli kuvvetler ile birlikte Rum
seferine çıkmasına neden olmuŞtu. Bu geliŞmeden yararlanan Hürremiler, Fars ve Ġsfahan
eyaletlerine kadar topraklarını geniŞlettiler. 73 Memun, bu sefer sırasında Tarsusta ölürken
(833) yerine geçen Mutasıma Babek hakkında önemli vasiyetlerde bulunmuŞtu. Yeni
halifenin 833te gönderdiği Ġshak b.Ġbrahim idaresindeki ordu Hürremilerin Azerbaycan
dıŞındaki güçlerini büyük bir bozguna uğratmıŞtı. Ancak Azerbaycanda hiç bir baŞarı elde
edememiŞti. Ġshakın Bağdata gelmesi ile yerine geçen Abu Said Muhammed, Babekin
komutanı olan Muaviyeyi yendi. Tebriz hâkimi Al-Ravvadın kölelerinden Ġbn al-Buays,
Hürremi olmamakla beraber, Babek ile iŞ birliği yapmıŞ ve sonunda Babekin
komutanlarından olan Marand hâkimi Ġsmeti esir ederek Halifenin tarafını tutmuŞtu.
Böylece Arap ordusu Hürremlere karŞı bazı baŞarıları elde etmiŞ oldu. Halife Mutasım,
yirmi yıldan beri devam etmekte olan ve artık devleti tehdit etmeye baŞlayan Babek isyanını
bastırmak için kendisinin Mısır valiliği sırasında yanında bulundurduğu Türk asıllı komutanı
AfŞını 835te Cibal ve Azerbaycan bölgelerine vali olarak gönderip, isyanı bastırmaya
memur etmiŞti.74 Karargâhını Barzandda kuran AfŞın, yalnız askeri hazırlıklar ile
yetinmeyerek, bizzat Babekin casuslarını da elde etmek gibi tedbirlere baŞvurmuŞtu. 75 Bu
aralarda Halifenin teŞkil ettiği ordu Büyük Boğanın önderliğinde baskına uğradı, ancak bu
teŞebbüs önceden öğrenilmiŞ olduğu için Hürremiler pusuya düŞürüldü ve ArŞakta bozguna
uğratıldı.76

Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 328; Nefisi, a.g.e, s. 21; Mehmetov, a.g.e, dpn.5, s.195.
Batı Sünik liderinin kızı ile Babek evlenmiŞtir. (Kalankatlı Moses, Alban Tarihi, Çev. Ziya Bünyadov-Yusuf
Gedikli, Selenga Yayınları, Ġstanbul, 2006, s. 297.); Mehmetov, a.g.e, s.193.
69
Mehmet Özmenli, Ortaçağ’da Şüregel (Şirak)’in Tarihi, BasılmamıŞ Doktora tezi, Erzurum, 2008, s. 85–86.
70
J. Laurent, L’ Armenie entre Byzance et l’İslam depuis la Conquete jusqu’en 886, Paris, 1919, s. 114–119.
71
Nefisi, a.g.e, s. 69–70.
72
Ostrogorsky, a.g.e, s.195
73
Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 329.
74
Yıldız, “Babek”, ĠA; TDV, C.4, Ġstanbul, 1991, s. 376; Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 388.
75
Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 391.
76
Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 400.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

Ġki yıl boyunca Babek ile savaŞan AfŞin 837 yılının baŞlarında ağır kıŞ Şartlarına
rağmen Bezz önünde ordugâh kurdu ve Şehri kuŞatmaya baŞladı. BeŞir et-Türkî emrindeki
bir birlik de Şehrin karŞı tarafında mevzi almıŞ olan Azinin üzerine gönderildi. Babekin
kumandanı Azin, mağlup olarak Bezze döndü. Arap kaynaklarına göre bu süre içinde,
Babek üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla Bizans Ġmparatoru Theophilosla mektuplaŞıp,
hilafet ülkesine saldırmak için fırsatın kaçırılmamasını bildirdi. Bizans Ġmparatorunun
Tarsusa kadar ilerleyerek, 837de Zibatra Kalesini aldığı kaynaklarda yazılmıŞtır. 77 Bizans
saldırılarının78 Babekin mağlubiyetinden sonra baŞlaması ve Bizans kaynaklarının bu
konuda sessizliği nedeniyle Arap kaynakların rivayeti Şüphelidir. Ancak Hürremiler ile
Bizans iliŞkilerinin Babek olaylarıyla aynı zamana denk gelmesi ve siyasi bakımdan
Babekin bundan yararlanmıŞ olma ihtimal dâhilindedir.

Araya giren bekleme devresi askerler arasında AfŞının gizlice Babek ile anlaŞması 79
ve müttefik olduğuna dair dedikoduların da yayılmasına neden oldu. Sonunda bütün
hazırlıklarını yaptıktan sonra Bezz istikametinde ilerleyen kuvvetler Bezze girdi ve kanlı
savaŞlar sonucunda Hürremilerin önemli bir kısmı öldürüldü. ġehir yıkıldı, esir edilenlerin
arasında birçok kadın ve çocuk da vardı. Bu esirlerin arasında Babekin ailesi de
bulunmaktaydı.80 Babek ise kaçmak zorunda kaldı.81 Yanındaki beŞ kiŞi ile Aras nehrini
geçerek Kuzey Azerbaycana sığındı. Babekin kaçtığını anlayan AfŞın peŞinden birlik
gönderdi. Muhtemel geçtiği bölgelerin idarecilerine mektuplar yazarak Onu yakalayanlara
büyük mükâfatlar vereceğini bildirdi. Babeki takip eden birlikler onu bir yerde
sıkıŞtırdılarsa da ellerinden kaçırdılar. Nihayet Sehl b. Sımbat adlı bir Ermeninin yanına
sığınan Babek, AfŞına gönderilen haber neticesinde bir av partisi sırasında yakalandı. 82
AfŞın durumu halifeye bildirip ondan alınan emir üzerine Sâmerraya hareket etti.83 Hürremi
lideri 223 (838) tarihinde halifenin huzurunda ve halkın önünde önce kol ve bacakları
kesilmek suretiyle 3 kere idam edildi. O, yirmi üç senelik mücadele hayatında gösterdiği
iradeli, metin ve azimkâr bir karaktere sahip bir Şahsiyet idi. Öldürülürken bir kolu kesildiği
zaman, ölümün solduracağı yüzünün korkudan sararmadığını anlatmak için, vücudundan
akan kan ile yüzünü boyadığı hakkındaki rivayet onun metanetini göstermektedir. 84
DüŞmanları onun ailesini özellikle Azerbaycanlı annesi hakkında iftiralar yazdılar. Onun
büyük servetler biriktirdiği veya Bezzde bir hükümdar debdebesi ile yaŞamakla ve haremini
teŞkil eden birçok kadın ile içkili ve çalgılı eğlence yapmakla suçladılar. Arap yazarları her
türlü Şehvani serbesti manası verdikleri “Hürrem” sözüne bu tür hayatın bir remzi olarak
tanıtmaktadırlar. Babekin yakalanıp idam edilmesi Abbasi topraklarında Araplar içinde
genel sevince neden olmuŞtur. Ancak taraftarları arasında kin oluŞturmuŞtur. Babek

Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 417; Nefisi, a.g.e, s. 71; Yıldız, “Babek”, C. 4, s. 376.
Abbasi içinde ortaya çıkan Babek hareketinden Bizans faydalanma yoluna gitmek istemiŞtir. (Oğuz Ünal,
Horasan’dan Anadolu’ya, Töre-Devlet Yayınları, Ankara, 1980, s. 34–35.)
79
Nefisi, “Babek, Mazyar ve AfŞının Bizans Ġmparatoru Theophilos ile anlaŞtıkları” iddiasında bulunmaktadır.
(Nefisi, a.g.e, 71.)
80
Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 402.
81
Yıldız, “Babek”, C. 4, s. 377.
82
Abul-Farac: "“Harzemli Babek kuvvetten düŞünce parasını hayvanlara yükledi ve 400 adamı ile birlikte Roma
memleketine kaçtı. Ermenistana geldiğinde ismi Estefana olan bir asilzade onu ağırladı ve sonra zincire vurdurdu.
AfŞına teslim etti. (Abul-Farac, a.g.e, C. I, s. 225.); Mesudide Sunbatın teslim ettiğini yazar. (Mesudi, a.g.e, s.
231.); Cahen, a.g.e, s. 97.
83
Nizamül-Mülk Bağdata getirildiğini yazar. (Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 331); Nefisi, a.g.e, s. 52; Mehmetov, a.g.e,
dpn.5, s. 195; Ġbnül-Esir, a.g.e, C. 6, s. 475; Taberi, a.g.e, C.III, s. 1218-1219.
84
Et-Tenahuhi, Nişvar el-Muhadire, C. I, Kahire, 1928, s. 75; Nizamül-Mülk, a.g.e, s. 332; Mehmetov, a.g.e, s.
197; Yıldız, “Babek”, C. 4, s. 377; Mesudi, a.g.e, s. 232.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

hareketinin bir kolu olan Babekiyye daha sonra da devam etmiŞti. Güney Azerbaycan halkı
Babeki özgürlük anlayıŞlarının önderi olarak benimsemiŞlerdir. 85 Bausani, makalesinde
Nuzhet el-Kulûbe atfen “Batınî güruhların Meragiyân adını verdiği „Mazdeki inanlı
topluluklardan bahseder.86 Yine Bausani, ReŞdüd-dinin eseri Camiel-Tevarihte Mazdeki
anlayıŞlarının Ġlhanlı çağında Babekiler tarafından devam ettirildiğini, Schwarzın iddiasına
inanmadığını vurgulasa da meragiyânların Meragaya kaçan Babek taraftarlarının torunları
olduğunu yazmıŞtır.87

Onun, Babekiyye adı verilen mezhebi, tamamıyla Hürremiye kadrosunu içine
almaktadır. Genellikle Babekten önceki Hürremilerde olduğu gibi, Babekiyyelerin inançları
konusunda da, bizzat kendileri tarafından yazılmıŞ bir eser mevcut değildir. Babek hakkında
Arap kaynaklarındaki kayıtlar Şüpheli ve yanlı olduğu için karŞılaŞtırmalı bir Şekilde
yorumlanıp okunması gerekmektedir. Babeke yakın olduğu düŞünülen Nefisi bile Arap
kaynaklarının etkisindedir.88

Babekilerin Ermeni tarihi açısından önemini Ermeni tarihçi Manandyan: “VII.
yüzyılın sonunda Ermeni feodalizmi kendisinin iŞkenceli can verme anlarını yaŞıyordu.
Sonunun geldiği düŞünülüyordu. Ancak kısa bir süre sonra IX. yüzyılın birinci yarısında
feodalizmin canlanması için tamamen uygun olan siyasi ortam doğdu. Babek isyanı” diyerek
belirtmektedir.89

Ünlü Türk komutanı AfŞının bu baŞarısı elbette karŞılıksız kalmamıŞ ve Mutasım
tarafından altın, taç ve mücevherler ile ödüllendirilmiŞtir. Ama “ġah” elbisesi
giydirilmemiŞtir.

Mutasımın ödül ve iltifatlarına mazhar olan AfŞının sonu kötü olmuŞtur. Bâbek el-
Hürremi isyanını bastırdıktan sonra da Horasan valiliğine devam eden AfŞın, ordusunu
güçlendirdi. Mutasım ona haber yollayarak Sâmerrâya gelmesini istedi. O karŞı çıktı.
Mutasım, Abdullah b. Tahire AfŞın ile savaŞmasını emretti. Yapılan savaŞta AfŞın esir
düŞtü. Sâmerrâya götürüldü. Ayaklandığı ve isyan ettiği söylendi. Ayrıca onun putperest ve
Mecusî olduğu kanaatine varıldı. AfŞın tutuklandı ve hapsedildi. 91 Hapisteyken öldü.92
ġehrin kapısına cesedi asıldı. Sonra yakıldı.93 Külleri Dicle nehrine döküldü. Bu dönem ve

Babek DaniŞver (Öztürk), “Babek Kalesi Yeryüzü ve Güney Azerbaycan Özgürlük Hareketi” , Ed. Babek
DaniŞver, Güney Azerbaycan Tanıtım Cemiyeti Yayınları, Ankara, 2004, s. 24,29; Arif Keskin, “Güney
Azerbaycan Yeni Babek’ini Arıyor”, Ed. B. DaniŞver, GATC, Ankara, 2004, s. 20,23.
86
A. Bausani, “Religion under the Mongols” , The Cambirdge History of Iran, Vol.5, Ed. J. A. Boyle, London,
1968, s. 549–550.
87
A. Bausani, “a.g.m”, s. 550.
88
Nefisi, a.g.e, s. 5,9.
89
Ya. A. Manandyan, Narodnıye vostanıya v Armeni protiv arabskogo vladıçestva, Erevan. 1939, s. 19,22.
90
Faruk Sümer, “Abbasiler Tarihinde Orta Asyalı Bir Prens Afşin”, Belleten, TTK, Ankara, 2001, 651,666;
UŞrûsene hükümdarlarına „AfŞın derler. (Mehmet NeŞri, Neşri Tarihi, Haz. Mehmet Altay Köymen, Kültür ve
Turizm Bak. Yay. Ankara, 1983, s. 18.); Yakubi, a.g.e., s. 557–583; W. Barthold, “ Afşin”, ĠA, C. 1, EskiŞehir,
1997, 146.
91
Ġbnul Esir, a.g.e, C. 6, s. 446; Mesudî, a.g.e, s. 233.
92
Ġbnul Esir, a.g.e, C. 6,s. 454; Mesudî, a.g.e, s. 233.
93
Mesudî, a.g.e, s. 234; Bu rivayet onun Mecusî olabileceği kanaatini uyandırmıŞtır. Zira ceset yakma
Mecusîlikte de var olan bir inançtır.

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

öncesinde Türklerin Mecusîliği benimsediğine dair bir bilgiye ulaŞılmadığı birçok tarihçinin
ortak görüŞüdür.94

AfŞının öldürülmesi siyasi bir sebebe dayanmaktadır. Dinî bir sebepten öldürülmüŞ
olma ihtimali görünmemektedir. Ancak kaynakların onun Mecusî olduğu haberine oldukça
geniŞ yer vermeleri de düŞündürücüdür. AfŞının, kendisinin halife nezdindeki seçkin yerini
çekemeyenler tarafından Horasan valiliği sırasında gammazlamalarıyla önce tutuklanıp,
mahkeme edilip, hapsedilmesi ve daha sonra hapiste ölmesi, bunun ardından Mecusî
geleneği üzerine cesedinin yakılıp Dicle nehrine küllerinin atılmasıyla sonuçlanmıŞtır.
Ekrem Pamukçunun ortaya koyduğu siyasi gerekçe kanaati doğrudur. 95 Hatta o, AfŞının
daha Halife Memun zamanından itibaren Arap ve Fars kökenli vali ve komutanlar
tarafından boy hedefi seçildiğini, hizmetlerinin Ġslâm dini ve devlet adına dahi olsa, ihtiyatla
ve hatta kuŞkuyla karŞılandığını, muhaliflerinin onu karalamak ve itibarını kaybettirmek için
fırsat kolladıklarını belirtmiŞtir.96 Saray kültürünün bir parçası haline gelen entrika,
katliamlara zemin hazırlamıŞtır. Kinler oluŞturup karıŞıklıklar çıkarılmasına ve yeni ölümlere
neden olmuŞtur.

VIII ve IX. yüzyılda Ortadoğuda Irk, din, mezhep ve toprak anlaŞmazlıkları
yüzünden her tarafta isyanlar oluyordu. Türkler, Araplar, Ġranlılar, Suriyeliler, Berberiler,
Yahudiler sadece birbirlerine olan nefretlerinde uyuŞuyorlardı.

Din olgusu ayrıŞtıran değil birleŞtiren, kavga eden değil uzlaŞtıran misyonuna
rağmen: uygulayıcılarının zaafiyetleri yüzünden siyasi ve coğrafi bölünmelerin olmasını
engelleyememiŞtir.

Kaynaklarda, IX. yüzyılda Ġran ve Mezopotamya havalisinde Budist ve Maniheist
rahiplerin dolaŞtıkları, bazı sufilerin Budist ve Maniheist çevrelerle iliŞki içinde olduğu
bilinmektedir. Bu bölünmelerde bunların büyük etkilerinin olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Bölünmelere sebep olan önemli bir gerekçede siyasi ve ekonomik gücün etkisiyle sarayda
entrikaların artmasıdır.

ĠŞte hem bölgesel yönetimler ve hem de yukarıda bahsettiğimiz inanç eksenli
hareketler bazen birlikte bazen de ayrı ayrı isyanlar gerçekleŞtirmiŞlerdir. Bu isyanlardan
Mukanna ve Babek isyanları, otoriteyi sağlama almak adına ağır cezalar verilmek suretiyle
bastırılmıŞlardır. Abbasi devletinin kuruluŞunda büyük rolü olan Ebu Müslim ve özellikle
Babek isyanının bastırılmasını sağlayan AfŞında mevali olduklarından çeŞitli iftira
kampanyaları ile yararlı iŞlerine rağmen cezalandırılmıŞlardır. Bu durum otorite sağlamak
isteğiyle hareket eden Abbasi devletine yarar sağlıyor gibi görünse de aslında öyle
olmamıŞtır. Yani ipleri elden kaçırmamak adına kendisinden daha baŞka bir gücü Abbasi
otoritesi reddederken, kendi gücünün zayıfladığını uzun süre fark edememiŞtir.

Hulûl anlayıŞı ile hareket eden ve bunlardan en önemlisi olan Babek hareketi
zamanında devlet birçok yerden vergi alamamıŞ, halifelikten kopmalar artmıŞtır. Bu esnada
Bizans saldırıları yoğunlaŞmıŞ halifelik sürekli olarak isyanları bastırmak için milyonlarca
dirhem harcama gerçekleŞtirmiŞtir. Yani isyanın gerekçeleri pekte araŞtırılmamıŞ sadece

Mesudînin rivayetinde, “Onun Putperest ve Mecusî mezhebinden olduğu konusunda görüŞ birliği vardır”
ifadesi Arap tarihçiliğinin bir göstergesidir.
95
Ekrem Pamukçu, Bağdat'ta İlk Türkler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1994, s.117.
96
Pamukçu, a.g.e. s.125; Yıldız, “Afşin”, Ġ.A, TDV. C. I, Ġstanbul, 1988, s. 441

History Studies

ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East
Special Issue 2011

VIII. ve IX. Yüzyılda İslam Dünyasında Hulûl Hareketi

dinsizlik suçlaması yeterli kabul edilmiŞtir. Babekiler uzun süre Ortadoğunun sosyal, siyasi
olaylarında etkili olmuŞ, Ortaçağın güçlü bir ideolojisi olmasıyla etkisini uzun süre
göstermiŞtir. Örneğin; 831de Mısırda çıkan isyanlarda köylüler ve yoksulların Babekilikten
etkilenme ihtimalleri yüksektir. Günümüzde de Azerbaycanda özellikle de güneyde halen
özgürlük anlayıŞlarının sembolüdür.97

637den 681e kadar ilk Arap fetihleri hoŞgörü esaslı iken sonrasında aksamalara
uğramıŞ ve siyasi çekiŞmeler artmıŞtır. Bu da birçok Müslümanın canına mal olmuŞtur.
Ortadoğuyu milletler mezarlığına çevirmiŞtir.

Yoksulluk, etnik endiŞeler, mezhepsel taassuplar, radikal dini yaklaŞımlar, jeo-
stratejik konum, siyasi entrikalar, doyumsuz iktidar hırsları Ortadoğuyu hep meŞgul etmiŞ
ve etmeye de devam edecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder